28 Mayıs 2018 Pazartesi


3K’lı OLMAK



 1965 yılından bu yana Türkiye İşçi Partisinin, işçiler, köylüler, ırgatlar, diye başlayan söylemleri beni çok etkilemiştir. O günlerden bu yana sosyalist düşünceyi savunmaktayım. Çünkü ben topraksız bir ailenin çocuğu olarak en zor koşullarda okudum. Önce öğretmen okulunu, sonra Liseyi dışarıda bitirdim. Yine en zor koşullarda çalışarak okudum; dönem kaybetmeden üniversiteyi bitirdim. İnşaat Mühendis oldum. 43 Yıl mühendislik yaptım. Gerek üniversite yıllarımda gerek çalışma hayatında 3K’lı olarak suçlandım.  3K’lı olmak nedir biliyor musunuz? Yani Kürt, Kızılbaş, Komünist demektir. Bunlardan çok çektim. Suçlandım, horlandım, dışlandım, ezildim. Bu nedenden dolayı devlet dairelerinde pek çalıştırılmadım. 43 Yıllık mühendislik hayatımı genellikle özel sektörde geçirdim. Bu arada “Kürecik’te Güneş Geç Doğar,  Müfreze  (Kürecik Kuşatma Altında) Mamadali ( Kürecik Türküsü) adında üç roman yazdım. Romanlarımda 12 Mart olaylarını yazdım. Kürecik’te yaşanan işkenceyi ve zulmü yazdım. Köylülere uygulanan baskıyı yazdım. Ezilenlerin nasıl ezildiğini, direnenlerin nasıl direndiklerini, boyunlarına nasıl yağlı urganların geçirildiğini yazdım. İşte ben böyle bir hayatın insanıyım. Evet Atatürkçüyüm. Ben Atatürk ilkelerine bağlı sosyalist düşünceyi savunan bir kişiyim. Ezilmişlerin, horlanmışların, dışlanmışların yanındayım. Çünkü ben o temelden çıktım. Benim temelim orasıdır. Ancak bazı çevrelerin bana yakıştırdıkları suçlama, koyu bir Atatürkçüdür demeleridir. Sanki Atatürkçü olmak büyük bir suçmuş gibi. Evet, inkâr etmiyorum, ben Atatürkçü düşünceyi savunan bir cumhuriyet aydınıyım. Aynı zamanda sosyalistim. Ben silahlı mücadele dönemlerinin çoktan bittiğinin bilincindeyim.

İngiltere’de İRA, 1970 yılından, 2005 yılına kadar silahlı mücadele vermiş, sonunda İngiltere ile anlaşmaya varmış, 2005 tarihi itibarıyla silahlı mücadeleyi bırakarak artık politik sahada mücadele yürütüleceğini vurgulamıştır.

İspanya’da 43 yıl Bask bölgesinin bağımsızlığı için mücadele veren ETA örgütü, sonunda İspanya hükümetiyle masaya oturarak silahlı mücadeleye son vermiş ve politik mücadeleye başlamıştır.

İspanya’nın terör belasından kurtulması yıllarca süren ve bir yandan “mücadele” diğer yandan “müzakere” ile yürütülen uzun bir süreçten sonra mümkün olmuştur.
Tabii terör belasıyla karşılaşan her ülkenin kendine özgü şartları mevcuttur. Ancak bu mücadelede başarıya ulaşmış ülkelerin tecrübelerinden dersler çıkartmakta da büyük yarar var.

Yine Kolombiya Devrimci Silahlı Güçleri – Halk Ordusu ya da diğer adıyla FARC, 52 yıl mücadele etti. Bu mücadele, 220 bin insanın canına mal oldu. 6 milyon insan yerinden yurdundan oldu. Sonunda Kolombiya Hükümetiyle barış imzalamak zorunda kaldı. Politik mücadeleye başladı.  Ben de diyorum ki, Kürt halkının kendi kaderlerinin tayin hakkı,  ancak politik mücadele ile başarılır. Bunun için bana karşı durdular. Atatürk hakkında bir kitap okumayanlar koyu Atatürkçüdür suçlaması getirdiler. Kitaplarımı boykot ettiler. Kitaplarımın satılmaması için aleyhte her türlü propagandayı yaptılar. Bir insan, hem Atatürkçü, hem sosyalist olamaz mı? Hem Atatürkçü, hem Kürt ulusunun kaderlerinin tayin hakkını SAVUNAMAZ MI? İşte ben buyum diyorum.  Kürtlerin demokratik tüm haklarının verilmesini canla başla savunuyorum. Kürt halkının tüm demokratik eylemlerine katılıyorum. Tek suçum Atatürkçü olmaksa, ben bu suçu her zaman işlerim. Atatürk ilkelerine bağlıyım. Cumhuriyet ilkelerine bağlıyım. Diyebilirim ki, Anadolu’da benim gibi ağır koşullarda okuyan belli bir hedefe ulaşan başka kimse az bulunur.  Topraksız bir ailenin çocuğu olarak bana okumayı kazandıran başta Öğretmen Okullarını, sonra üniversite yollarını açan Atatürk’ün aydınlanmacı eğitim sistemidir. Kimya dalında Nobel ödüllü Aziz Sancar da bu ödülü bana kazandıran Atatürk’ün aydınlanmacı eğitimine borçluyum demiyor mu? Yani 3K’lı olarak suçlanan Hasan Çerçioğlu bir de başka bir K ile suçlanmaz mı? Yani dört 4K’lı olarak suçlanması ne garip değil mi? Yani Kemalist! Oysa ben Kemalist değil, Atatürkçüyüm. Kemalistlik diye bir şey tanımıyorum.

Çevresi olmayan, yeni hayata atılan, ilk kitabı piyasaya yeni sürülen, tanınmayan bir yazar için en can acıtıcı yan, en yakınları tarafından koyu Atatürkçülükle suçlanarak kitaplarının boykot edilmesidir, hem de örgütlü olarak. Bundan daha büyük bir kötülük olabilir mi? Ama buna rağmen birinci kitabım tükendi, ikinci kitabım tükenmek üzere, üçüncü kitabım da piyasaya çıkmak üzere.

Eş başkanları içerde olan HDP’nin başına gelenler içimizi karartmaktadır. Koşulları eşit olmayan bir mücadele ile varlığını en zor koşullarda sürdürmektedir. AKP Güneydoğu ve Doğu Anadolu’nun kırsal kesimlerinde bir hinlik peşinde olduğu ve  HDP’yi  baraj altında bırakıp artan oyları kendi lehine çevirmesi için polisiyle, jandarmasıyla, kaymakamıyla ve valisiyle büyük bir baskı uygulayacağı iddiaları kamuoyuna yansımış bulunmaktadır. Burada biz aydınlara düşen görev, bu tuzağı birlikte boşa çıkarmaktır. Madem doğuda ve güneydoğuda baskı var, insanlar korkutuluyor, baskı görüyor, sandık başına gönderilmiyor, o halde tüm devrimciler, tüm sosyalistler, tüm komünistler olarak gelin HDP için barajı batıda devirelim. Yürüyelim sandık başına, yüklenelim sandıklara! Oyumuzu milletvekili seçiminde HDP’ye, Cumhurbaşkanlığı seçiminde Muharrem İnce’ye kullanalım. Çünkü doğru olan budur. Doğru bu ise, ben her zaman bu doğrudan yanayım, peki ya siz?

Hiç yorum yok: