Kürecikliler, bu yazı sizler için, paylaşmanız dileğiyle, KÜRECİK ŞENLENDİ Bir çok acıyı işkenceyi yaşayan Kürecik halkı, bir gün olsa da, şenlikli bir gün yaşadı. Ama yaşanan acıları işkenceleri unutmadı. 12 mart bir bolduzer gibi geçmişti Kürecik topraklarından. Sanki bir meteor düşmüştü o topraklara…Ardından 12 Eylül geldi. Yörenin halkı bir kez daha yaşadı tarihsel yazgısını. Kırımlar, yıkımlar, talanlar ve direnişler bu yörede hiç durmadı. Biri bitti; diğeri başladı. Hasılı bu halkın yazgısı değişmedi bir türlü. Bu topraklarda Baba İshak’ın izleri vardır, Mamadali’nin ağıtı yükselir. “Şu Nurhak’ın başı yüce,ben ağlarım gündüz gece, cenazemi kaldırmayın, aşiretim gelmeyince” ağıtı yükseliyor ve Mamadali (Kürecik Türküsü) adlı kitabımın son cümlesiyle şöyle bitiyordu: “Adıma bir türkü çığrılsın, adı Kürecik Türküsü olsun”. Şimdi o türkü dile geliyordu sanki. Bu topraklarda Sinan’ların ağıtı söylenir, Kaypakkaya’nın yiğitliği konuşulur. Bir zamanlar devrimcilerin oymağıydı Kürecik, sonra acıların işkencelerin oymağı haline geldi. Acılardan sıyrılmak, işkenceden kurtulmak için, kurtuluşu köyünü, evini, yuvasını, komşusunu taşını toprağını terketmek zorunda kaldı Kürecikli. Kimi yurt dışına göçmek zorunda kaldı, kimileri de büyük kentlerin varoşlarında soluk buldu. Kürecikli yaralıydı, kürecikli birbirlerine kavuşmanın özlemini çekiyordu… Tam da gurbetçilerin köylerine döndüğü bu günlerde, özlemlerini gidermek için “Kürecik Dayanışma Derneği” 28 Temmuz günü Kürecik’te bir şenlik düzenledi. Düğüne gider gibi şenlikliydi Kürecikli. Birbirlerine kavuşmanın heyecanını yaşıyorlardı. Vadilerden, gediklerden Kürecikliler alay alay şenliğe akın ettiler. Yıllarca birbirlerini göremeyenler, alanda birbirlerini görünce büyük bir özlemle birbirlerine sarıldılar, hasret giderdiler. Kaybolan günlerini anımsadılar, geçmişte kalan anılarını birbirlerine anlattılar. Kürecik halkının en büyük dostu saz ve ezgilerdi. Sazlarını çaldılar, ezgilerini çığırdılar. Davullar eşliğinde halaylar çektiler. Yaşar Kemal’in “Türküler ezilen ulusların sesidir”sözleri zihinlerinde yankılandı. Ezildiklerini türküleriyle söylediler. Bu toprakların yetiştirdiği birbirinden değerli düşünürler mikrofonda halkına seslendiler, ezilmişliklerini dile getirdiler. Demokrasi ve barıştan bahsettiler. Çünkü barış onlar için en büyük özlemdi. Acaba bu topraklara, bir gün barış gelecek miydi? Acaba barış içinde türkülerini özgürce söyleyecekler miydi? Yol ayrımlarında jandarmalar yolu kesmiş, şenliğe gelmek isteyenleri baştan ayağa yoklamadan geçirmiyorlardı. Şenliğin girişinde jammerlı cipler, başlarındaki jandarmalarla şenliği kontrol altına almış, sürekli izliyorlardı. Sanki ortada bir isyan vardı; oysa alt tarafı bir şenlikti. Bir hükümet bir şenlikten, bu kadar korkar mıydı? İşte korkuyorlar; barıştan da, şenlikten de korkuyorlar. Bu şenlikte yıllarca göremediğim dostlarım arkadaşlarımla karşılaştım. 1963 yılında Diyarbakır öğretmen okulunu birlikte okuduğumuz Hüseyin Çolak’la, Haydar Polat’la karşılaştım. Onlarla özlem giderdik geçmişi kısa da olsa, ayak üstü konuştuk. Bu şenlikte Kürecik Dayanışma Derneği eski yöneticilerden Hüseyin Hazar’la, Köse Akgül’le, yeni başkan İbrahim Polat’la karşılaştım. Onlarla oturduk, bol bol sohbet ettik, özlem giderdik. Bu derneği kurdukları, bu halkı bir araya getirip, bu şenliğe sebep oldukları için, onlara çok çok teşekkür ediyorum. Emeklerine, yüreklerine sağlık diyorum. Sonunda lokma denilen etli aş dağıtıldı. Herkes etli aştan kısmetini yedi, karnını doyurdu. Evet Kürecik’te bir şenlik böyle geçti. Kürecik benim yurdumdur, sürekli özlemini duyduğum bir avuç topraktır: Kürecik benim ilk göz ağrım, öğretmenliği ilk tattığım yerdir.
by Hasan Çerçioğlu
July 31, 2018 at 12:07PM
from Facebook
via IFTTTfrom Facebook
via IFTTT
Hasan Çerçioğlu Ankara'da yaşayan ve edebiyatla ilgilenen emekli bir inşaat mühendisidir. Yayınlamış olduğu blogu, hayata bakışı hakında kişisel görüşlerini ifade etmektedir.
31 Temmuz 2018 Salı
Kürecikliler, bu yazı sizler için, paylaşmanız dileğiyle, KÜRECİK ŞENLENDİ Bir çok acıyı işkenceyi yaşayan Kürecik halkı, bir gün olsa da, şenlikli bir gün yaşadı. Ama yaşanan acıları işkenceleri unutmadı. 12 mart bir bolduzer gibi geçmişti Kürecik topraklarından. Sanki bir meteor düşmüştü o topraklara…Ardından 12 Eylül geldi. Yörenin halkı bir kez daha yaşadı tarihsel yazgısını. Kırımlar, yıkımlar, talanlar ve direnişler bu yörede hiç durmadı. Biri bitti; diğeri başladı. Hasılı bu halkın yazgısı değişmedi bir türlü. Bu topraklarda Baba İshak’ın izleri vardır, Mamadali’nin ağıtı yükselir. “Şu Nurhak’ın başı yüce,ben ağlarım gündüz gece, cenazemi kaldırmayın, aşiretim gelmeyince” ağıtı yükseliyor ve Mamadali (Kürecik Türküsü) adlı kitabımın son cümlesiyle şöyle bitiyordu: “Adıma bir türkü çığrılsın, adı Kürecik Türküsü olsun”. Şimdi o türkü dile geliyordu sanki. Bu topraklarda Sinan’ların ağıtı söylenir, Kaypakkaya’nın yiğitliği konuşulur. Bir zamanlar devrimcilerin oymağıydı Kürecik, sonra acıların işkencelerin oymağı haline geldi. Acılardan sıyrılmak, işkenceden kurtulmak için, kurtuluşu köyünü, evini, yuvasını, komşusunu taşını toprağını terketmek zorunda kaldı Kürecikli. Kimi yurt dışına göçmek zorunda kaldı, kimileri de büyük kentlerin varoşlarında soluk buldu. Kürecikli yaralıydı, kürecikli birbirlerine kavuşmanın özlemini çekiyordu… Tam da gurbetçilerin köylerine döndüğü bu günlerde, özlemlerini gidermek için “Kürecik Dayanışma Derneği” 28 Temmuz günü Kürecik’te bir şenlik düzenledi. Düğüne gider gibi şenlikliydi Kürecikli. Birbirlerine kavuşmanın heyecanını yaşıyorlardı. Vadilerden, gediklerden Kürecikliler alay alay şenliğe akın ettiler. Yıllarca birbirlerini göremeyenler, alanda birbirlerini görünce büyük bir özlemle birbirlerine sarıldılar, hasret giderdiler. Kaybolan günlerini anımsadılar, geçmişte kalan anılarını birbirlerine anlattılar. Kürecik halkının en büyük dostu saz ve ezgilerdi. Sazlarını çaldılar, ezgilerini çığırdılar. Davullar eşliğinde halaylar çektiler. Yaşar Kemal’in “Türküler ezilen ulusların sesidir”sözleri zihinlerinde yankılandı. Ezildiklerini türküleriyle söylediler. Bu toprakların yetiştirdiği birbirinden değerli düşünürler mikrofonda halkına seslendiler, ezilmişliklerini dile getirdiler. Demokrasi ve barıştan bahsettiler. Çünkü barış onlar için en büyük özlemdi. Acaba bu topraklara, bir gün barış gelecek miydi? Acaba barış içinde türkülerini özgürce söyleyecekler miydi? Yol ayrımlarında jandarmalar yolu kesmiş, şenliğe gelmek isteyenleri baştan ayağa yoklamadan geçirmiyorlardı. Şenliğin girişinde jammerlı cipler, başlarındaki jandarmalarla şenliği kontrol altına almış, sürekli izliyorlardı. Sanki ortada bir isyan vardı; oysa alt tarafı bir şenlikti. Bir hükümet bir şenlikten, bu kadar korkar mıydı? İşte korkuyorlar; barıştan da, şenlikten de korkuyorlar. Bu şenlikte yıllarca göremediğim dostlarım arkadaşlarımla karşılaştım. 1963 yılında Diyarbakır öğretmen okulunu birlikte okuduğumuz Hüseyin Çolak’la, Haydar Polat’la karşılaştım. Onlarla özlem giderdik geçmişi kısa da olsa, ayak üstü konuştuk. Bu şenlikte Kürecik Dayanışma Derneği eski yöneticilerden Hüseyin Hazar’la, Köse Akgül’le, yeni başkan İbrahim Polat’la karşılaştım. Onlarla oturduk, bol bol sohbet ettik, özlem giderdik. Bu derneği kurdukları, bu halkı bir araya getirip, bu şenliğe sebep oldukları için, onlara çok çok teşekkür ediyorum. Emeklerine, yüreklerine sağlık diyorum. Sonunda lokma denilen etli aş dağıtıldı. Herkes etli aştan kısmetini yedi, karnını doyurdu. Evet Kürecik’te bir şenlik böyle geçti. Kürecik benim yurdumdur, sürekli özlemini duyduğum bir avuç topraktır: Kürecik benim ilk göz ağrım, öğretmenliği ilk tattığım yerdir.
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder