22 Ağustos 2019 Perşembe

BEN HASAN ÇERÇİOĞLU



Babamdan gizli bir ölçek buğdayı satarak okumama vesilen olan, beyaz bir don, beyaz bir gömlekle yalın ayak, beni Akçadağ'a gönderip ortaokula yazdıran, sevgili anam Emey’i  ANIYOR BU YAZIYI ONA İTHAF EDİYORUM 
Bir avuç toprağı bulunmayan Çerçi Hasan'ın oğlu ben Hasan Çerçioğlu, kurtuluşu ve umudu okumakta buldum. Bu nedenle önce Öğretmen okulunu, sonra liseyi, sonra üniversiteyi bitirerek inşaat Mühendisi oldum. Öğretmen okuluna gidinceye dek sırtı ceket,  ayağı sıcak bir ayakkabı görmedim ilkokulu yalınayak, ortaokulu çarık giyerek okudum. 1963 yılında Öğretmen oldum. 1969 öğretmen boykotunda öğretmenlikten atıldım. Aynı yıl 1969 da haşhaş mitinginden içeri atıldım. 1970 yılında üniversiteye girdim. 1975 yılında inşaat mühendisi oldum. 1971 yılı on iki martında hakkımda çeşitli davalar açıldı. Dört yıl Akçadağ’a basamaz oldum. 1980 darbesinde TMMOB davasında yargılandım. Bütün davalarımdan beraat ettim.  Devlet kurumlarında pek çalıştırılmadım. 42 yıl bilfiil mühendislik yaptım, ama çoğunluğunu özel kurumlarda çalıştım.55 yıldır sosyalist hareketin içindeyim. Halen sosyalist bir partinin üyesiyim. Ölünceye dek de sosyalist mücadele içinde olacağım. Gördüğünüz gibi benim yaşamım, çalışma hayatım bu koşullarda geçti. Ben aristokrat,  bir ağa, bir paşa ya da bir bey çocuğu olarak dünyaya gelmedim, Babam ne bir ağa, ne de bir beydi. Ben topraksız Hasan ı Çerçinin oğluyum. Bu nedenle burjuva bebelerinin yatak odalarındaki hovardalıkları yazmadım.  Ben birbirlerinin karılarıyla birbirlerini aldatan hovardaların aşk romanlarını yazmadım. Ben Şanzelize Mağazasındaki pembe ışıklar altında cilve yapan kadınları ve onların hovardalarıyla yatak odalarında basılan kocaların ve basılan kadınların romanlarını da yazmadım. Ben büyük bankerlerin büyük kartellerin sahiplerinin hayat romanlarını da yazmadım. Ben ün kazanayım diye Cannes gibi filim festivallerinden boy gösteren pırıltılı hayatlar yaşayan artistlerin hayatını da roman etmedim.  Ben büyük kentlerin loş ışıkları altında diskolarda hovardaca para harcayan, yine baba parasıyla okuyup köşe yazarı da olmadım. Ben İstanbul boğazının mavi sularına bakarak köy romanı da yazmadım. Çünkü ben o hayatın insanı değildim. Ben Keller Köyünde üç gözlü bir evde doğdum. Bu nedenle doğduğum toprakları unutmadım. Ben “Kürecikte Güneş geç Doğar” romanımda 12 Mart’ta Deniz gezmişlerin yakalanması için OTDÜ baskınını yazdım, Hacete Öğrenci yurdu baskınında öğrencilere yapılan zulmü yazdım. Siyasal bilgiler fakültesi baskınındaki zulmü ve bu topraklarda yani KÜRECİKTE yaşanan acıları işkenceyi yazdım. Müfreze adlı romanımda Dumuklu Hareketini yazdım. Şeyh Bedreddin'i yazdım, Babai hareketini yazdım. Sorgusuz sualsiz Keller Köyü Muhtarı Kel Mollanın darağacına nasıl neden asıldığını yazdım. Osmanlı faşizmine direnen bu uğurda Harput’ta asılan Mamadali’yi yazdım. Bir şair babanın kızı Hürü’ nün bir ev kadını olduğu kadar, ne denli bir silahşor olduğunu,  faşizme karşı dik duruşunu yazdım.  Başyurt’u yazdım, Alhaslı’yı yazdım,  Kürecik’i yazdım.  Çünkü ben bu hayatın bu coğrafyanın insanıyım. Gördüklerimi ve yaşadıklarımı yazdım.  Yaşar  Kemal’ın dediği gibi her yazarın bir Çukurova’sı olmalı. Benim Çukurova’m Alhaslı’dan Kantarmaya,  Nurhak’tan Pazarcık’a kadar uzanan bir coğrafyanın topraklarıdır. Benim Çukurovam Küreciktir. Nurhak’tır, Karadağ’dır Alhaslı’dır, Kantarmadır, Sultan Suyundan Tohma suyuna kadar uzanan bereketli topraklardır.
 Bu yörede yaşanan unutulmaya yüz tutmuş olayları su yüzüne çıkarıp yazdım. Açlığı yoksulluğu işkenceyi dile getirdim, ne  yazık ki bu topraklarda gereken ilgiyi göremedim. Tanınmayan bir yazardım. Üstelik yayın hayatına yeni başlamıştım. Beni doğmadan öldürmek istediler. Hem de örgütlü bir propagandayla… Aleyhimde nice olumsuz propagandalar yaptılar,  bu propaganda yine bu topraklarda yaşayan insanlara düştü. Hani derler ya!  Ağacın kurdu içindedir. Kurt ağacın içini kemirerek büyür ve ağacı mahveder. Bir de derler ki keklik kekliğe düşman, herkes kekliğe düşman. Zülfü Livane’linin dediği gibi.
“BU DÜNYADA SANA KÖTÜLÜK YAPMAK İSTEYEN İNSANLAR ÇIKACAK KARŞINA, AMA UNUTMAKİ İYİLİK YAPMAK İSTEYENLER DE ÇIKACAK. KİMİ İNSANIN YÜREĞİ KARANLIK, KİMİNİNKİ AYDINLIK, GECEYLE GÜNDÜZ GİBİ!
DÜNYANIN KÖTÜLERLE DOLU OLDUĞUNU DÜŞÜNÜP SAKIN KİMSEYE KÜSME, HERKESİN İYİ OLDUĞUNU DÜŞÜNÜP HAYAL KIRIKLIĞINA UĞRAMA…
Ben de hayal kırıklığına uğramadan yazmaya devam edeceğim. Kimseye küsmedim, kimseye küsmeyeceğim. Daha nice romanlar yazacağım. Kafam çalıştığı süre, hafızam yerinde olduğu süre yazacağım. İnsanları seviyorum. İnsanların insanca yaşaması için uğraşı veriyorum ve vereceğim önüme çıkan her türlü engeli ve kötülüğü dile getireceğim ve yazacağım. Önemli olan dünya insanı olmak, herkesin düşüncesine saygı göstermek ve her fikre dünya ölçeğinde bakabilmektir. İşte ben bu felsefenin insanıyım. Hedefimden şaşmadan amacıma doğru yürümek var. Daha güzel romanlar yazacağımı ümit ediyorum
Evet, topraksız bir ailenin çocuğu olarak yok sayılmaya aldırmadım. Hor görülmeye aldırmadım. Kırgınlıklar da yaşadım, Umutsuzluklar da…İyi günlerim de oldu, kötü günlerim de… Dostlarım da oldu, uzaktan uzağa düşmanlarım da… Kıskananlarım da oldu, takdir edilenlerinde… Son elli yılın olmazlıklarını ve açmazlıklarını yaşadım. Olup bitene, bir türlü olmayanlara tanık oldum. 12 Martı, 12 Eylülü gördüm. Bu güzel ülkenin adım adım kargaşaya, karanlığa durmadan geriye, daha geriye gidişini gördüm. En değerli yoldaşlarımı ipe giderken gördüm. En değerli insanlarımızın katledildiğini gördüm, Yoktan var edilmiş ülkemizin tüm varlık ve zenginlikleriyle yok oluşa savrulduğunu acıyla izledim.   Kahramanmaraş, Sivas, Çorum, Malatya katliamlarını gördüm. Her zaman zalimin zulmüne karşı çıktım, alın terinden göz nurundan yana oldum. Haklıdan ezilenden aydınlıktan yana oldum.   İnandığım değerlerden hiç ayrılmadım, hiçbir koşulda ödün vermedim. Pek çoklarının yaptığı gibi rüzgâra göre yön değiştirip, karşı devrim saflarında yer almadım. Hiçbir zaman körü körüne hiç kimsenin askeri olmadım. Bu güne dek hiç kimsenin önünde eğilmedim, yüzüm ve ak, alnım açık geldim gidiyorum. Arkadaşlarım oldu ama hiç dostum olmadı. Eğer bu dünyada gerçek bir dostum olsaydı uğurunda seve seve canımı verirdim. Ne yazık ki dostsuz bir hayata veda edeceğim. 

Hiç yorum yok: