Babamdan gizli bir ölçek buğdayı satarak okumama vesilen olan, beyaz bir don, beyaz bir gömlekle yalın ayak, beni Akçadağ'a gönderip ortaokula yazdıran, sevgili anam Emey’i ANIYOR BU YAZIYI ONA İTHAF EDİYORUM
Bir avuç toprağı bulunmayan Çerçi Hasan'ın oğlu
ben Hasan Çerçioğlu, kurtuluşu ve umudu okumakta buldum. Bu nedenle önce
Öğretmen okulunu, sonra liseyi, sonra üniversiteyi bitirerek inşaat Mühendisi
oldum. Öğretmen okuluna gidinceye dek sırtı ceket, ayağı sıcak bir ayakkabı görmedim ilkokulu
yalınayak, ortaokulu çarık giyerek okudum. 1963 yılında Öğretmen oldum. 1969
öğretmen boykotunda öğretmenlikten atıldım. Aynı yıl 1969 da haşhaş mitinginden
içeri atıldım. 1970 yılında üniversiteye girdim. 1975 yılında inşaat mühendisi
oldum. 1971 yılı on iki martında hakkımda çeşitli davalar açıldı. Dört yıl
Akçadağ’a basamaz oldum. 1980 darbesinde TMMOB davasında yargılandım. Bütün
davalarımdan beraat ettim. Devlet
kurumlarında pek çalıştırılmadım. 42 yıl bilfiil mühendislik yaptım, ama
çoğunluğunu özel kurumlarda çalıştım.55 yıldır sosyalist hareketin içindeyim.
Halen sosyalist bir partinin üyesiyim. Ölünceye dek de sosyalist mücadele
içinde olacağım. Gördüğünüz gibi benim yaşamım, çalışma hayatım bu koşullarda
geçti. Ben aristokrat, bir ağa, bir paşa
ya da bir bey çocuğu olarak dünyaya gelmedim, Babam ne bir ağa, ne de bir
beydi. Ben topraksız Hasan ı Çerçinin oğluyum. Bu nedenle burjuva bebelerinin
yatak odalarındaki hovardalıkları yazmadım.
Ben birbirlerinin karılarıyla birbirlerini aldatan hovardaların aşk
romanlarını yazmadım. Ben Şanzelize Mağazasındaki pembe ışıklar altında cilve
yapan kadınları ve onların hovardalarıyla yatak odalarında basılan kocaların ve
basılan kadınların romanlarını da yazmadım. Ben büyük bankerlerin büyük
kartellerin sahiplerinin hayat romanlarını da yazmadım. Ben ün kazanayım diye
Cannes gibi filim festivallerinden boy gösteren pırıltılı hayatlar yaşayan
artistlerin hayatını da roman etmedim.
Ben büyük kentlerin loş ışıkları altında diskolarda hovardaca para
harcayan, yine baba parasıyla okuyup köşe yazarı da olmadım. Ben İstanbul
boğazının mavi sularına bakarak köy romanı da yazmadım. Çünkü ben o hayatın
insanı değildim. Ben Keller Köyünde üç gözlü bir evde doğdum. Bu nedenle
doğduğum toprakları unutmadım. Ben “Kürecikte Güneş geç Doğar” romanımda 12
Mart’ta Deniz gezmişlerin yakalanması için OTDÜ baskınını yazdım, Hacete
Öğrenci yurdu baskınında öğrencilere yapılan zulmü yazdım. Siyasal bilgiler
fakültesi baskınındaki zulmü ve bu topraklarda yani KÜRECİKTE yaşanan acıları
işkenceyi yazdım. Müfreze adlı romanımda Dumuklu Hareketini yazdım. Şeyh Bedreddin'i yazdım, Babai hareketini yazdım. Sorgusuz sualsiz Keller Köyü
Muhtarı Kel Mollanın darağacına nasıl neden asıldığını yazdım. Osmanlı
faşizmine direnen bu uğurda Harput’ta asılan Mamadali’yi yazdım. Bir şair
babanın kızı Hürü’ nün bir ev kadını olduğu kadar, ne denli bir silahşor
olduğunu, faşizme karşı dik duruşunu
yazdım. Başyurt’u yazdım, Alhaslı’yı
yazdım, Kürecik’i yazdım. Çünkü ben bu hayatın bu coğrafyanın
insanıyım. Gördüklerimi ve yaşadıklarımı yazdım. Yaşar
Kemal’ın dediği gibi her yazarın bir Çukurova’sı olmalı. Benim
Çukurova’m Alhaslı’dan Kantarmaya,
Nurhak’tan Pazarcık’a kadar uzanan bir coğrafyanın topraklarıdır. Benim
Çukurovam Küreciktir. Nurhak’tır, Karadağ’dır Alhaslı’dır, Kantarmadır, Sultan
Suyundan Tohma suyuna kadar uzanan bereketli topraklardır.
Bu yörede yaşanan unutulmaya yüz tutmuş
olayları su yüzüne çıkarıp yazdım. Açlığı yoksulluğu işkenceyi dile getirdim,
ne yazık ki bu topraklarda gereken
ilgiyi göremedim. Tanınmayan bir yazardım. Üstelik yayın hayatına yeni başlamıştım.
Beni doğmadan öldürmek istediler. Hem de örgütlü bir propagandayla… Aleyhimde nice
olumsuz propagandalar yaptılar, bu
propaganda yine bu topraklarda yaşayan insanlara düştü. Hani derler ya! Ağacın kurdu içindedir. Kurt ağacın içini
kemirerek büyür ve ağacı mahveder. Bir de derler ki keklik kekliğe düşman,
herkes kekliğe düşman. Zülfü Livane’linin dediği gibi.
“BU
DÜNYADA SANA KÖTÜLÜK YAPMAK İSTEYEN İNSANLAR ÇIKACAK KARŞINA, AMA UNUTMAKİ
İYİLİK YAPMAK İSTEYENLER DE ÇIKACAK. KİMİ İNSANIN YÜREĞİ KARANLIK, KİMİNİNKİ
AYDINLIK, GECEYLE GÜNDÜZ GİBİ!
DÜNYANIN KÖTÜLERLE
DOLU OLDUĞUNU DÜŞÜNÜP SAKIN KİMSEYE KÜSME, HERKESİN İYİ OLDUĞUNU DÜŞÜNÜP HAYAL
KIRIKLIĞINA UĞRAMA…
Ben de hayal
kırıklığına uğramadan yazmaya devam edeceğim. Kimseye küsmedim, kimseye
küsmeyeceğim. Daha nice romanlar yazacağım. Kafam çalıştığı süre, hafızam
yerinde olduğu süre yazacağım. İnsanları seviyorum. İnsanların insanca yaşaması
için uğraşı veriyorum ve vereceğim önüme çıkan her türlü engeli ve kötülüğü
dile getireceğim ve yazacağım. Önemli olan dünya insanı olmak, herkesin
düşüncesine saygı göstermek ve her fikre dünya ölçeğinde bakabilmektir. İşte
ben bu felsefenin insanıyım. Hedefimden şaşmadan amacıma doğru yürümek var. Daha
güzel romanlar yazacağımı ümit ediyorum
Evet, topraksız
bir ailenin çocuğu olarak yok sayılmaya aldırmadım. Hor görülmeye aldırmadım.
Kırgınlıklar da yaşadım, Umutsuzluklar da…İyi günlerim de oldu, kötü günlerim de…
Dostlarım da oldu, uzaktan uzağa düşmanlarım da… Kıskananlarım da oldu, takdir edilenlerinde… Son elli yılın olmazlıklarını ve açmazlıklarını yaşadım. Olup
bitene, bir türlü olmayanlara tanık oldum. 12 Martı, 12 Eylülü gördüm. Bu güzel
ülkenin adım adım kargaşaya, karanlığa durmadan geriye, daha geriye gidişini gördüm.
En değerli yoldaşlarımı ipe giderken gördüm. En değerli insanlarımızın
katledildiğini gördüm, Yoktan var edilmiş ülkemizin tüm varlık ve
zenginlikleriyle yok oluşa savrulduğunu acıyla izledim. Kahramanmaraş, Sivas, Çorum, Malatya
katliamlarını gördüm. Her zaman zalimin zulmüne karşı çıktım, alın terinden göz
nurundan yana oldum. Haklıdan ezilenden aydınlıktan yana oldum. İnandığım değerlerden hiç ayrılmadım, hiçbir
koşulda ödün vermedim. Pek çoklarının yaptığı gibi rüzgâra göre yön değiştirip,
karşı devrim saflarında yer almadım. Hiçbir zaman körü körüne hiç kimsenin
askeri olmadım. Bu güne dek hiç kimsenin önünde eğilmedim, yüzüm ve ak, alnım
açık geldim gidiyorum. Arkadaşlarım oldu ama hiç dostum olmadı. Eğer bu dünyada
gerçek bir dostum olsaydı uğurunda seve seve canımı verirdim. Ne yazık ki
dostsuz bir hayata veda edeceğim.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder