BERKİN ELVAN’I ANARKEN
Öldürülmesinin ikinci
yıl dönümüydü. Üzerinden tam iki yıl geçti. Taksim Gezi Parkı protestoları
sırasında ekmek almaya giderken polis tarafından atılan göz yaşartıcı gaz kapsülünün
başına isabet etmesiyle ağır yaralandı. 269 gün sonra 11 Mart 2014 günü 15
yaşındaki Berkin elvan hayata gözlerini yumdu. Cumhurbaşkanı Erdoğan 3 Nisan 2015
tarihinde yaptığı açıklamada “Biz emniyetin tüm belgelerini açıkladık.
Elinde sapanla, demir bilyeyle terör örgütünün içerisinde nasıl resimlerinin
çekildiği, bunların hepsi açıklandı” dedi. Oysa geliştirilmiş tekniklerle incelenen
görüntülerde Berkin elvanın vurulduğu bölgede bir komiser ve bir polis
memurunun gaz fişeği ateşlediği tespit edilmişti. Yapılan incelemelerde de
komiserin atış yaptığı yönün Berkin’in vurulduğu yön olmadığı ancak polis
memurunun Berkine doğru atış yaptığı belirlenmiştir. Aynı Cumhurbaşkanı Tayip Erdoğan Gezi
olaylarıyla ilgili polise yönelik “ Emri ben vermiştim” demişti. Böylesi bir
zihniyete sahip olan birisi yarın tek başına başa geçtiği zaman kim bilir
başımıza ne getirir? Demokratik bir hak
olan Gezi Parkı protesto eylemine tahammülü olmayan Cumhurbaşkanı başkalarını
faşistlikle suçlarken önce kendisi aynaya bir baksın.
2013 Taksim Gezi Parkı protestoları sırasında Zehra
Develioğlu' adında bir hanımefendi akla hayal sığmayan bir yalan uydurmuştu. Saldırıya
uğradığını iddia etmişti. Başbakan Erdoğan “Kabataş Olayı”nın
ardından “acımasız” bir genelleme yaptı.
Yaklaşımı şu sonuçları doğurmayı hedefliyordu:
-Bunların alayı böyledir.
-Bunların alayı başörtülü kadını gördüler mi deri eldivenlerini giyip saldırıya geçerler.
-Cinsel organlarını bir saldırı aracı olarak kullanırlar.
-Bunların alayı vahşidir, zalimdir, sapıktır demişti.
Yaklaşımı şu sonuçları doğurmayı hedefliyordu:
-Bunların alayı böyledir.
-Bunların alayı başörtülü kadını gördüler mi deri eldivenlerini giyip saldırıya geçerler.
-Cinsel organlarını bir saldırı aracı olarak kullanırlar.
-Bunların alayı vahşidir, zalimdir, sapıktır demişti.
Birçok
gazeteci ve siyasetçiden destek bulmuştu.
Ancak daha sonra Kabataş olayının gerçek olmadığı ortaya çıkmıştı. Tüm
siyası hayatı yalan üzerine kurulan birisi tek başına ülkeyi yönetmeye kalkıyor.
Çıkıp başkalarını faşistlikle suçlarken, ona buna demokrasi dersi verirken
birisi çıkıp “Tencere dibin kara, seninki benimkinden kara, önce
iğneyi kendine, çuvaldızı başkalarına batır” desek ne olur? Her demokratik eylemi kanla bastıran ve bununla
övünen bir kişi tek adamlığa soyunup ülkenin başına geçmek istiyor. Bir iki
evet puanı almak için, “Dünyayı başınıza yıkarım diyerek Almanya’yı,
Hollanda’yı, Avusturya’yı, İsveç’i tüm Avrupa kıtasını şimdiden karşısına alıp kafa
tutuyor. Acaba başkan olunca Dünyaya kafa tutmayacağı ne malum… Perşembe’nin gelişi
Çarşamba’dan belli olur. Bu gün başımıza bunları getiren yarın kim bilir başımıza
daha neler getirir belli değildir. Bir zamanlar “one minite” diyerek İsrail’e
kafa tutmuştu. Sonra İsrail’le nasıl barışırım
diye bin dereden su getirerek İsrail’le durumu normalleştirdi. Arkasında Suriye
Devlet Başkanı Esat’a kafa tuttu. Şam’da Emevi Camiinde namaz kılma hayaline
kapıldı. Bir de baktık ki Şamdan cenazeler gelmeye başladı. Neredeyse Süleyman
Şah türbesi İşid tarafından berhava edilecekti. Uçak düşürme krizini atlatana
kadar Putin’e ne mektuplar yazdı, ne özürler diledi. Şimdi de önce Almanya sonra
Hollanda’ya savurduğu tehditler tüm Avrupa’yı ayaklandırmaz mı? Avusturya
sıraya girdi, arkasında Danimarka, arkasında İsveç peş peşe açıklamalar yaparak
Türk siyasetçilerinin kendi ülkelerinde siyasi propaganda yapmamaları
çağrısında bulundular. Tüm Avrupa’yı
ayaklandıracak açıklamalar yaparak yine efeliği tuttu Kasım Paşalı nın… Kendi ülkesinde 150 küsur gazeteciyi içeri attırdı.
Muhalif olan herkesi terörist ilan etti… OHAL kararları doğrultusunda 3 haber ajansı,
16 televizyon, 23 radyo, 45 gazete, 15 dergi ile 29 yayınevi ve dağıtım kanalını
kapattırdı. Bunlar yetmiyormuş gibi, 157 gazeteci içerde tutuklu, bu güne dek hayır diyenlere 107 saldırı yapıldı,
sadece hayır dedikleri için 157 kişi gözaltına alındı. Böyle bir ülkede ifade özgürlüğü ve demokrasiden
söz edilir mi? Tüm bunlar daha tek adam olmadan önce
yapılanlardır. Bir de başkan olduğunu düşünün
görün başımıza neler getirir. Böylesi bir kişiye Kral demek az gelir, bir de kutsallık
görevini üslensin, yani bazıları son peygamber diyorlar ya, o yüzden Firavun demek daha iyi yakışır Firavun…
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder