13 Mart 2017 Pazartesi


BERKİN ELVAN’I ANARKEN

Öldürülmesinin ikinci yıl dönümüydü. Üzerinden tam iki yıl geçti. Taksim Gezi Parkı protestoları sırasında ekmek almaya giderken polis tarafından atılan göz yaşartıcı gaz kapsülünün başına isabet etmesiyle ağır yaralandı. 269 gün sonra 11 Mart 2014 günü 15 yaşındaki Berkin elvan hayata gözlerini yumdu.  Cumhurbaşkanı Erdoğan 3 Nisan 2015 tarihinde yaptığı açıklamada “Biz emniyetin tüm belgelerini açıkladık. Elinde sapanla, demir bilyeyle terör örgütünün içerisinde nasıl resimlerinin çekildiği, bunların hepsi açıklandı” dedi.  Oysa geliştirilmiş tekniklerle incelenen görüntülerde Berkin elvanın vurulduğu bölgede bir komiser ve bir polis memurunun gaz fişeği ateşlediği tespit edilmişti. Yapılan incelemelerde de komiserin atış yaptığı yönün Berkin’in vurulduğu yön olmadığı ancak polis memurunun Berkine doğru atış yaptığı belirlenmiştir.  Aynı Cumhurbaşkanı Tayip Erdoğan Gezi olaylarıyla ilgili polise yönelik “ Emri ben vermiştim” demişti. Böylesi bir zihniyete sahip olan birisi yarın tek başına başa geçtiği zaman kim bilir başımıza ne getirir?   Demokratik bir hak olan Gezi Parkı protesto eylemine tahammülü olmayan Cumhurbaşkanı başkalarını faşistlikle suçlarken önce kendisi aynaya bir baksın.

2013 Taksim Gezi Parkı protestoları sırasında Zehra Develioğlu' adında bir hanımefendi akla hayal sığmayan bir yalan uydurmuştu. Saldırıya uğradığını iddia etmişti. Başbakan Erdoğan “Kabataş Olayı”nın ardından “acımasız” bir genelleme yaptı.
Yaklaşımı şu sonuçları doğurmayı hedefliyordu:
-Bunların alayı böyledir.
-Bunların alayı başörtülü kadını gördüler mi deri eldivenlerini giyip saldırıya geçerler.
-Cinsel organlarını bir saldırı aracı olarak kullanırlar.
-Bunların alayı vahşidir, zalimdir, sapıktır demişti.

 Birçok gazeteci ve siyasetçiden destek bulmuştu.  Ancak daha sonra Kabataş olayının gerçek olmadığı ortaya çıkmıştı. Tüm siyası hayatı yalan üzerine kurulan birisi tek başına ülkeyi yönetmeye kalkıyor. Çıkıp başkalarını faşistlikle suçlarken, ona buna demokrasi dersi verirken birisi çıkıp “Tencere dibin kara, seninki benimkinden kara, önce iğneyi kendine, çuvaldızı başkalarına batır” desek ne olur?  Her demokratik eylemi kanla bastıran ve bununla övünen bir kişi tek adamlığa soyunup ülkenin başına geçmek istiyor. Bir iki evet puanı almak için, “Dünyayı başınıza yıkarım diyerek Almanya’yı, Hollanda’yı, Avusturya’yı, İsveç’i tüm Avrupa kıtasını şimdiden karşısına alıp kafa tutuyor. Acaba başkan olunca Dünyaya kafa tutmayacağı ne malum… Perşembe’nin gelişi Çarşamba’dan belli olur. Bu gün başımıza bunları getiren yarın kim bilir başımıza daha neler getirir belli değildir. Bir zamanlar “one minite” diyerek İsrail’e kafa tutmuştu.  Sonra İsrail’le nasıl barışırım diye bin dereden su getirerek İsrail’le durumu normalleştirdi. Arkasında Suriye Devlet Başkanı Esat’a kafa tuttu. Şam’da Emevi Camiinde namaz kılma hayaline kapıldı. Bir de baktık ki Şamdan cenazeler gelmeye başladı. Neredeyse Süleyman Şah türbesi İşid tarafından berhava edilecekti. Uçak düşürme krizini atlatana kadar Putin’e  ne mektuplar  yazdı, ne özürler  diledi. Şimdi de önce Almanya sonra Hollanda’ya savurduğu tehditler tüm Avrupa’yı ayaklandırmaz mı? Avusturya sıraya girdi, arkasında Danimarka, arkasında İsveç peş peşe açıklamalar yaparak Türk siyasetçilerinin kendi ülkelerinde siyasi propaganda yapmamaları çağrısında bulundular.  Tüm Avrupa’yı ayaklandıracak açıklamalar yaparak yine efeliği tuttu Kasım Paşalı nın…  Kendi ülkesinde 150 küsur gazeteciyi içeri attırdı. Muhalif olan herkesi terörist ilan etti…  OHAL kararları doğrultusunda 3 haber ajansı, 16 televizyon, 23 radyo, 45 gazete, 15 dergi ile 29 yayınevi ve dağıtım kanalını kapattırdı. Bunlar yetmiyormuş gibi, 157 gazeteci içerde tutuklu,  bu güne dek hayır diyenlere 107 saldırı yapıldı, sadece hayır dedikleri için 157 kişi gözaltına alındı.  Böyle bir ülkede ifade özgürlüğü ve demokrasiden söz edilir mi?   Tüm bunlar daha tek adam olmadan önce yapılanlardır.  Bir de başkan olduğunu düşünün görün başımıza neler getirir. Böylesi bir kişiye Kral demek az gelir, bir de kutsallık görevini üslensin, yani bazıları son peygamber diyorlar ya,  o yüzden Firavun demek daha iyi yakışır Firavun…  

Hiç yorum yok: