11 Ağustos 2019 Pazar


Kellerin 2. Dayanışma ve Kültür Festivaline Gittim Gördüm ve Döndüm.
Hepimizin bildiği gibi ülkemiz faşizan mezhepçi bir diktatörlüğe doğru hızla sürüklenmektedir. Karanlık bir çağ, etrafımız ateş çemberi. Ülke ateş topuna dönmüş, sağa dönsek suç, sola dönsek günah sayılıyor.
Bir yanımız hapishane, diğer yanımız cehennem. Hiç birinden de korkmuyoruz. Hala alnımız ak, başımız dik bu karanlık çağa karşı savaşım veriyor bu karanlık çağa geçit vermeyeceğiz.
                   Hani insanlık sürekli daha iyiye, daha güzele ve daha mutlu bir çağa doğru ilerleyecekti? Hani dünyada savaşların olmadığı,  sömürgeciliğin kalktığı, açlığın, sefaletin, yoksulluğun silindiği bir yeryüzü cenneti olacaktı? Hani bilim, felsefe, siyaset ve sanat büyük insanlığın düşlerini uzak yıldızlara taşıyacaktık? Hani “Kendi kendimizle yarıştaydık, ya ölü yıldızlara hayatı götürecek, ya dünyamıza inecekti ölüm.” Hani “zincirlerinden başka kaybedecek şeyleri olmayanlar” bir gün nasırlı elleriyle toprağa yaslanıp doğrulacak ve bütün sorunlar çözülecekti?  Hani tüm dünyaya barış hâkim olacaktı. Oluyordu, olduramadık, bu seferlik başaramadık!
         Olsun, ilk yenilgimiz değil ki, sonuncusu olsun!
 Hünkâr Hacı Bektaşi Veli aşkına diyorum ki, umudumuzu yitirmiş değiliz, sürekli yenilsek de, sürekli katledilsek de hâlâ gelecekle ilgili umutlarımız var! “Mesele esir düşmekte değil, mesele teslim olmamakta” şimdi karanlık bir çağın içinden korku tünelindeymişçesine geçerken, gücümüzün her şeyi değiştirmeye yetmediğini de bilerek ne yapacağız? Her şeyden vaz mı geçeceğiz? Bu saçma kötülüğe teslim mi olacağız?
         Özgürlüğe, umuda,  kapısını çaldığımız büyük hasrete” kötülük yağarken,  Yeşille  kara faşizmin birleştiği bir günün arifesindeyken, bavulumuzu toplayıp “başka bir ülkeye” mi göçeceğiz?
         Doğduğumuz, büyüdüğümüz ilk adımlarımızı attığımız, bu toprakları, bu dağları, bu yaylaları, bu sokağı, bu ağaçları, bu meydanları, bu denizi, bu gökyüzünü;  özgürlüğün, eşitliğin, kardeşliğin ve barışın ülkesi haline getirmek için çaba sarf etmek dururken, meydanı mezhepçi bir diktatörlüğe mi bırakacağız. Hayır, arkadaşlar hiçbir yere gitmiyoruz, hiçbir yere göçmeyeceğiz. Bizi ortaçağ karanlığına, Arap gericiliğine götüren bir güç varsa, ya birlikte karşı duracağız. Ya da birlikte yok olup gideceğiz.
Her şeye rağmen tarihin tekerleği daima ileriye doğru döner. Kesinlikle şu gerçek bilinmelidir ki, tarihin çarkı geriye doğru işlemez,  bu çarkı geriye işletmeye kimsenin gücü yetmeyecektir. Hiç mi hiç? Durmayacak bu çark,  sonsuza dek dönecek ve biz gücümüzü tarihin daima ileriye doğru dönen çarkından alırız.
Kuşkunuz olmasın, gün gelir zorbalar gider, nefret biter diktatörler de gider, yeter ki bu zorbalığa karşı dik durmasını bilelim,  bu diktatörlüğe karşı kararlığımızı sürdürelim. Devrimcilerin amacı ufku görmek değil, ufkun gerisini görmek, ona göre hareket etmektir. Mesele kaleyi kuşatmak değil. Mesele kaleyi kurtarmaktır, günü kurtarmak değil, yarını görmek ona göre duruş sergilemektir.
Saraylar saltanatlar çöker
Kan susar bir gün, zulüm biter.
Menekşeler de açılır üstümüzde
Leylaklar güler      
Bu günlerden geriye
Bir yarınlar kalır
Bir de yarınlar için direnenler…
Ey her şey bitti diyenler
Korkunun sofrasında yılgınlık yiyenler.
Ne kırlarda direnen çiçekler
Ne kentlerde devleşen öfkeler
Henüz elveda demediler.
Bitmedi daha sürüyor kavgamız
Ve sürecek, yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek!
Evet, yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek sürecek bu kavga.

Hiç yorum yok: