Kellerin
2. Dayanışma ve Kültür Festivaline Gittim Gördüm ve Döndüm.
Hepimizin
bildiği gibi ülkemiz faşizan
mezhepçi bir diktatörlüğe doğru hızla sürüklenmektedir. Karanlık bir çağ,
etrafımız ateş çemberi. Ülke ateş topuna dönmüş, sağa dönsek suç, sola dönsek
günah sayılıyor.
Bir yanımız hapishane, diğer yanımız cehennem. Hiç birinden de korkmuyoruz. Hala alnımız ak, başımız dik bu karanlık çağa karşı savaşım veriyor bu karanlık çağa geçit vermeyeceğiz.
Bir yanımız hapishane, diğer yanımız cehennem. Hiç birinden de korkmuyoruz. Hala alnımız ak, başımız dik bu karanlık çağa karşı savaşım veriyor bu karanlık çağa geçit vermeyeceğiz.
Hani
insanlık sürekli daha iyiye, daha güzele ve daha mutlu bir çağa doğru
ilerleyecekti? Hani dünyada savaşların olmadığı, sömürgeciliğin kalktığı, açlığın, sefaletin,
yoksulluğun silindiği bir yeryüzü cenneti olacaktı? Hani bilim, felsefe,
siyaset ve sanat büyük insanlığın düşlerini uzak yıldızlara taşıyacaktık? Hani
“Kendi kendimizle yarıştaydık, ya ölü yıldızlara hayatı götürecek, ya dünyamıza
inecekti ölüm.” Hani “zincirlerinden başka kaybedecek şeyleri olmayanlar” bir
gün nasırlı elleriyle toprağa yaslanıp doğrulacak ve bütün sorunlar
çözülecekti? Hani tüm dünyaya barış
hâkim olacaktı. Oluyordu, olduramadık, bu seferlik başaramadık!
Olsun,
ilk yenilgimiz değil ki, sonuncusu olsun!
Hünkâr Hacı Bektaşi Veli aşkına diyorum ki,
umudumuzu yitirmiş değiliz, sürekli yenilsek de, sürekli katledilsek de hâlâ
gelecekle ilgili umutlarımız var! “Mesele esir düşmekte değil, mesele teslim
olmamakta” şimdi karanlık bir çağın içinden korku tünelindeymişçesine geçerken,
gücümüzün her şeyi değiştirmeye yetmediğini de bilerek ne yapacağız? Her şeyden
vaz mı geçeceğiz? Bu saçma kötülüğe teslim mi olacağız?
Özgürlüğe, umuda, kapısını çaldığımız büyük hasrete” kötülük yağarken, Yeşille kara faşizmin birleştiği bir günün arifesindeyken, bavulumuzu toplayıp “başka bir ülkeye” mi göçeceğiz?
Özgürlüğe, umuda, kapısını çaldığımız büyük hasrete” kötülük yağarken, Yeşille kara faşizmin birleştiği bir günün arifesindeyken, bavulumuzu toplayıp “başka bir ülkeye” mi göçeceğiz?
Doğduğumuz,
büyüdüğümüz ilk adımlarımızı attığımız, bu toprakları, bu dağları, bu
yaylaları, bu sokağı, bu ağaçları, bu meydanları, bu denizi, bu gökyüzünü; özgürlüğün, eşitliğin, kardeşliğin ve barışın
ülkesi haline getirmek için çaba sarf etmek dururken, meydanı mezhepçi bir
diktatörlüğe mi bırakacağız. Hayır, arkadaşlar hiçbir yere gitmiyoruz, hiçbir
yere göçmeyeceğiz. Bizi ortaçağ karanlığına, Arap gericiliğine götüren bir güç
varsa, ya birlikte karşı duracağız. Ya da birlikte yok olup gideceğiz.
Her şeye rağmen tarihin
tekerleği daima ileriye doğru döner. Kesinlikle şu gerçek bilinmelidir ki,
tarihin çarkı geriye doğru işlemez, bu
çarkı geriye işletmeye kimsenin gücü yetmeyecektir. Hiç mi hiç? Durmayacak bu
çark, sonsuza dek dönecek ve biz
gücümüzü tarihin daima ileriye doğru dönen çarkından alırız.
Kuşkunuz olmasın, gün
gelir zorbalar gider, nefret biter diktatörler de gider, yeter ki bu zorbalığa karşı
dik durmasını bilelim, bu diktatörlüğe karşı
kararlığımızı sürdürelim. Devrimcilerin amacı ufku görmek değil, ufkun gerisini
görmek, ona göre hareket etmektir. Mesele kaleyi kuşatmak değil. Mesele kaleyi
kurtarmaktır, günü kurtarmak değil, yarını görmek ona göre duruş sergilemektir.
Saraylar saltanatlar
çöker
Kan susar bir gün,
zulüm biter.
Menekşeler de açılır
üstümüzde
Leylaklar güler
Bu günlerden geriye
Bir yarınlar kalır
Bir de yarınlar için
direnenler…
Ey her şey bitti
diyenler
Korkunun sofrasında
yılgınlık yiyenler.
Ne kırlarda direnen
çiçekler
Ne kentlerde devleşen
öfkeler
Henüz elveda demediler.
Bitmedi daha sürüyor
kavgamız
Ve sürecek, yeryüzü aşkın
yüzü oluncaya dek!
Evet, yeryüzü aşkın
yüzü oluncaya dek sürecek bu kavga.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder