2026: HADIM YILI MI OLSA?
Bu ülkede bir yılın adını iktidar koyuyorsa, insan ister istemez ürküyor. Çünkü tecrübe konuşuyor. “Aile Yılı” deniyor, aile içinde kadınlar öldürülüyor. “Emekliler Yılı” deniyor, emekli açlığa mahkûm ediliyor. İsimle gerçek arasındaki uçurum büyüdükçe, geriye yalnızca istatistikler kalıyor. Soğuk, kanlı ve inkâr edilemez istatistikler…
Her yıl dört yüzü aşkın kadın öldürülüyor. Bu rakamlar münferit değil, tesadüf değil, “bireysel cinnet” hiç değil. Bu, sistematik bir çöküşün fotoğrafıdır. Ve bu fotoğrafta fail çoğu zaman tanıdık biridir: koca, eski eş, sevgili, oğul… Yani “aile”nin ta kendisi.
Soruyorum: Kadınların en güvende olması gereken yer, neden en tehlikeli mekâna dönüştü?
İktidar yıllardır aynı masalı anlatıyor: “Ceza artırıldı”, “yasa var”, “hapis var.” Peki sonuç? Tecavüze yeltenen duruyor mu? Kadın cinayetleri azalıyor mu? Hayır. Çünkü bu ülkede suçtan çok, suçlu korunuyor. Kravat takana indirim, “iyi hâl” diyene af, “pişmanım” diyene kapı aralanıyor. Kadın toprağa girerken, fail mahkeme salonunda gülümsüyor.
O hâlde soruyu tersinden sormak gerekiyor:
Cezalar gerçekten caydırıcı mı, yoksa sadece kâğıt üzerinde mi?
Bazı ülkelerde kadınlara recm cezası uygulanabiliyor. Bu çağ dışı vahşeti savunmuyorum; tam tersine, onun yarattığı adaletsizliği işaret ediyorum. Madem bu kadar acımasız uygulamalar “inanç” adı altında meşrulaştırılabiliyor, o zaman erkek şiddetinin karşılığı neden hâlâ bu kadar hafif? Tecavüze yeltenenin hayatı neden kutsal, kadınınki neden değil?
Osmanlı’ya övgü yapmayı sevenlere küçük bir hatırlatma: Saray haremleri hadım edilmiş erkeklerle korunuyordu. Demek ki tarih bile “önleyici tedbir” kavramını bugünkünden daha iyi kavramış. Bugün ise “önlem” denince akla sadece yasaklamak geliyor; oysa yasaklamak yetmiyor, caydırmak gerekiyor.
Belki de bu yüzden 2026 yılı “Hadım Yılı” ilan edilse yeridir. Sembolik olarak bile olsa, erkek şiddetine karşı net bir mesaj verilmiş olur. “Kadına dokunan yanar” denmiş olur. Belki o zaman sokaklar biraz daha güvenli, geceler biraz daha sessiz olur.
Aksi hâlde bu köşe yazıları yazılmaya devam edecek.
İstatistikler uzayacak.
Mezarlıklar dolacak.
Ve biz yine “Aile Yılı” afişlerinin altında kadınların öldürüldüğü bir ülkede yaşamaya devam edeceğiz.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder