BAŞÖRTÜLÜ BACIM
Bacım Fatma
Betül Sayan Kaya, anlaşılan o ki şanslı bir bacıdır.
Önce 14
Kasım 2008'de, İstanbul Büyükşehir Belediyesi'ne (İBB) bağlı İSBAK A.Ş.'de
Elektrik-Elektronik Mühendisi olarak işe alınmış. İşe başladıktan yaklaşık iki
ay sonra, 12 Ocak 2009'da İBB bursuyla ABD'ye eğitime gönderilmiş.
İSBAK A.Ş.
tarafından, burs, okul ve diğer eğitim giderleri kapsamında Kaya'ya toplam 85
bin 791 dolar ile 20 bin 289 TL ödeme yapıldığı belirtilmiş.
Kaya'nın,
2015 seçimlerinde İstanbul'dan milletvekili adayı olmak için istifa edene kadar
İBB'deki görevinin devam ettiği, ABD'deki eğitimi sırasında da maaşını almaya
devam ettiği iddiaları kamuoyuna yansımıştı.
Ne diyelim,
gerçekten şanslı bir bacı...
Şimdi
gelelim son fon krizine.
Bu kez de
yine bacımın adı ön sıralarda geçiyor. Başı kapalı, her tarafı örtülü; ama
gözleri fıldır fıldır oynuyor! İşte böylelerine halk arasında “açıkgöz” denir.
Her tarafı kapalı, yalnızca gözleri açık... Demek ki o açık gözlerle yatırım
dünyasını da iyi takip etmiş!
Ancak burada
önce bir kavramı açıklamak gerekiyor: Fon nedir?
Fon, çok
sayıda yatırımcının parasının bir araya getirilerek oluşturduğu ortak bir
yatırım havuzudur. Bu para; hisse senedi, tahvil, altın ve benzeri çeşitli
yatırım araçlarına, belirli kurallar çerçevesinde profesyonel yöneticiler
tarafından yatırılır.
Fakat söz
konusu işlem, doğrudan hisse senedi alım-satımı ise bunu “fon yatırımı” ile
birbirine karıştırmamak gerekir.
İddialara
göre Fatma Betül Sayan Kaya, 8 Nisan'da Özata Denizcilik hissesinden 250 bin
adet, hisse başına 255 liradan satın alıyor. Bu işlem için yaklaşık 63 milyon
750 bin liralık bir ödeme gerekiyor.
Daha sonra,
Eylül ayında bu hisselerin 4 bin 482 liradan satıldığı belirtiliyor. Eğer
verilen rakamlar ve işlem tarihleri doğruysa, ortaya oldukça büyük bir kazanç
çıkıyor.
Asıl merak
edilen soru da burada başlıyor:
Yaklaşık 63
milyon liralık bu sermayenin kaynağı nedir?
Bu paranın
nereden geldiği, hangi kaynaktan sağlandığı ve yatırımın nasıl finanse edildiği
kamuoyunun bilmek istediği asıl konulardan biridir.
Bir de
bacımın, anlaşılan o ki gözünü açık tutan eşi İlyas Efendi var.
İddialara
göre o da aynı tarihlerde, aynı şirketin hissesinden 150 bin adet, 255 liradan
satın alıyor. Daha sonra bu hisseleri yine 4 bin 482 liradan sattığı
belirtiliyor. Böyle bir işlem gerçekleşmişse, satıştan elde edilen tutar
yaklaşık 672 milyon 300 bin lira olur. Alış maliyeti ise yaklaşık 38 milyon 250
bin liradır. Aradaki fark, işlem giderleri ve vergiler hesaba katılmadan
yaklaşık 634 milyon liradır.
Hisse
senetleri düşer, kalkar. Borsada her zaman kazanç garantisi yoktur. Bazen
kazanırsınız, bazen kaybedersiniz. Sonuçta yatırım dünyasında risk vardır.
Ama burada
insanın aklına başka bir soru geliyor:
Bu kadar
yüksek miktardaki hisse, neden tam da bu tarihlerde alındı ve yine neden tam da
bu kadar yüksek fiyatlardan satıldı?
Eğer bu
işlemler gerçekten gerçekleştiyse, bunların zamanlaması, finansmanın kaynağı ve
yapılan işlemlerin niteliği elbette açıklanmaya muhtaçtır.
Yoksa
insanın aklına ister istemez şu soru geliyor:
Birileri
kulağa bir şeyler mi fısıldadı?
“Alın, sonra
satın; fiyat düşmeden elinizden çıkarın” mı denildi?
Bunu
bilmiyoruz.
Bildiklerimiz,
ancak belgeler ve resmi açıklamalarla ortaya konulabilir.
Ama bacımın
başı kapalı, türbanı yerli yerinde; gözleri ise açık...
İşte halk
arasındaki deyimle buna da “gözü açıklık” denir.
Benim
bacımın başı kapalı olabilir.
Ama mesele
başörtüsü değildir.
Mesele, milyonların
nasıl kazanıldığıdır.
Baş kapalı
olabilir...
Ama
hesapların da açık olması gerekir.
İşte bizim
istediğimiz de budur:
Başörtüsü
değil, hesaplar açık olsun!
Şansınız
bol, gözünüz açık olsun!
BAŞÖRTÜLÜ BACIM
Bacım Fatma
Betül Sayan Kaya, anlaşılan o ki hayatı boyunca şansı yaver gidenlerden...
14 Kasım
2008'de İstanbul Büyükşehir Belediyesi'ne bağlı İSBAK A.Ş.'de
Elektrik-Elektronik Mühendisi olarak işe giriyor. Daha işe başlayalı iki ay
bile olmadan, 12 Ocak 2009'da İBB bursuyla Amerika Birleşik Devletleri'ne
eğitime gidiyor.
İSBAK
A.Ş.'nin, burs, okul ve diğer eğitim giderleri için Kaya'ya toplam 85 bin 791
dolar ile 20 bin 289 TL ödeme yaptığı belirtiliyor.
Üstelik
kamuoyuna yansıyan iddialara göre, ABD'deki eğitimi sırasında İBB'deki maaşını
almaya da devam ediyor.
Sonra 2015
seçimlerinde İstanbul'dan milletvekili adayı olmak için İBB'deki görevinden
ayrılıyor.
Ne diyelim?
Şanslı bacı!
Ama bizim
bacının şansı burada bitmiyor.
Asıl ilginç
hikâye şimdi başlıyor.
FON MU, BORSA MI?
Son günlerde
gündeme gelen yatırım tartışmalarında yine bacımızın adı geçiyor.
Burada önce
bir kavram karmaşasını düzeltelim.
Fon başka şeydir,
doğrudan borsada hisse senedi almak başka şeydir.
Fon; birçok
yatırımcının parasının bir havuzda toplanarak hisse senedi, tahvil, altın ve
benzeri yatırım araçlarına profesyonel yöneticiler aracılığıyla yatırılmasıdır.
Bizim
hikâyemizde ise gündeme gelen işlem, anlatıldığı şekliyle doğrudan hisse senedi
alım-satımıdır.
Yani mesele
yalnızca “fon” meselesi değildir.
Mesele, çok
yüksek miktarda bir paranın nereden geldiği, hangi tarihte hangi hisseye
yatırıldığı ve bu hisselerin ne zaman satıldığıdır.
İşte asıl
soru burada başlıyor.
63 MİLYON LİRA NEREDEN GELDİ?
İddialara
göre Fatma Betül Sayan Kaya, 8 Nisan'da Özata Denizcilik hissesinden 250 bin
adet satın alıyor.
Hisse başına
255 lira ödendiği kabul edilirse, bunun toplam maliyeti yaklaşık 63 milyon 750
bin lira.
Evet, yanlış
okumadınız:
63 milyon
750 bin lira!
Daha sonra
bu hisselerin Eylül ayında 4 bin 482 liradan satıldığı ileri sürülüyor.
250 bin
hisseyi 4 bin 482 liradan satarsanız, satış tutarı yaklaşık 1 milyar 120
milyon 500 bin lira olur.
Aradaki
fark, henüz vergiler ve diğer işlem giderleri hesaba katılmadan, yaklaşık 1
milyar 56 milyon 750 bin lira.
Şimdi
insanın aklına ister istemez şu soru geliyor:
Bu 63 milyon
750 bin lira nereden geldi?
İşte
meselenin can alıcı noktası burasıdır.
Bu para
nereden bulundu?
Bir banka
kredisi mi?
Başka bir
yatırımın bozulması mı?
Önceden elde
edilmiş bir servet mi?
Başka bir
finansman kaynağı mı?
Bunların
hepsi açıklanabilir.
Ama
açıklanması gereken bir şey varsa, o da paranın kaynağıdır.
Çünkü burada
sıradan bir vatandaşın birkaç bin liralık yatırımından söz etmiyoruz.
Milyonlarca
liradan söz ediyoruz.
BACININ EŞİ DE ŞANSLI!
Hikâye
bununla da bitmiyor.
Bacımızın
eşi İlyas Efendi'nin de aynı dönemde aynı hisseyle işlem yaptığı ileri
sürülüyor.
İddialara
göre o da 255 liradan 150 bin adet hisse satın alıyor.
Bunun
maliyeti yaklaşık 38 milyon 250 bin lira.
Daha sonra
hisselerin 4 bin 482 liradan satıldığı kabul edilirse, satış tutarı yaklaşık 672
milyon 300 bin lira.
Alış
maliyeti çıkarıldığında, işlem giderleri ve vergiler hesaba katılmadan yaklaşık
634 milyon 50 bin liralık bir fark ortaya çıkıyor.
Şimdi siz
söyleyin:
Bu kadar
büyük paralarla yapılan alım ve satımların zamanlaması insanın dikkatini çekmez
mi?
Elbette
borsa böyle bir yer.
Hisse senedi
yükselir de düşer de...
Bugün
kazandırır, yarın kaybettirir.
Borsada hiç
kimsenin kazancı garanti değildir.
Ama insanın
merak ettiği başka bir şey var:
Bu hisseler
neden tam o tarihte alındı ve neden yine o tarihlerde satıldı?
GÖZLER KAPALI, AMA...
Bizim
bacının başı kapalı.
Türbanı da
yerli yerinde.
Ama gözler?
Gözler açık!
Hem de fal
taşı gibi açık...
Hani halk
arasında bir söz vardır:
“Açıkgöz
olmak.”
İşte tam da
burada bu deyim insanın aklına geliyor.
Başörtüsü
elbette kişinin kendi tercihidir. Kimsenin kılığına, kıyafetine diyecek sözümüz
yok.
Bizim
derdimiz başörtüsü değil.
Bizim
derdimiz paranın kaynağıdır.
Bizim
derdimiz zamanlamadır.
Bizim
derdimiz milyonlarca liralık işlemlerin nasıl gerçekleştirildiğidir.
Ve en
önemlisi:
Bu
işlemlerin kamuoyuna açık, anlaşılır ve belgeli biçimde açıklanıp
açıklanamayacağıdır.
Çünkü
toplumda milyonlarca insan ay sonunu getirmeye çalışırken, birkaç ay içinde yüz
milyonlarca liralık kazanç iddiası ortaya çıkıyorsa, elbette insan sorar:
“Bu nasıl
oldu?”
Sormak ayıp
değildir.
Cevap
istemek de suç değildir.
Tam tersine,
kamuoyunun bilgi istemesi en doğal hakkıdır.
BİR DE “FISILTI” MESELESİ VAR
Hisse
senetleri düşer, kalkar.
Borsa
böyledir.
Ama bazı
zamanlarda insanın aklına başka ihtimaller de gelir.
Acaba birileri
önceden bir şey mi biliyordu?
Acaba
birileri bir yerlere bir şeyler mi fısıldadı?
“Alın” mı
denildi?
“Satın” mı
denildi?
“Şimdi tam
zamanı” mı denildi?
Bilmiyoruz.
Ve zaten
bilmediğimiz için soruyoruz.
Eğer ortada
hiçbir ayrıcalık, hiçbir bilgi sızdırma, hiçbir usulsüzlük yoksa, mesele çok
basit:
Belgeler
açıklanır, paranın kaynağı açıklanır, işlemlerin nasıl yapıldığı açıklanır ve
tartışma biter.
Ama
açıklanmadığı zaman sorular çoğalır.
Sorular
çoğaldıkça da insanların aklına türlü türlü ihtimaller gelir.
Benim
bacımın başı kapalı olabilir.
Ama mesele
başörtüsü değildir.
Mesele,
milyonların nasıl kazanıldığıdır.
Baş kapalı
olabilir...
Ama
hesapların da açık olması gerekir.
İşte bizim
istediğimiz de budur:
Başörtüsü
değil, hesaplar açık olsun!
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder