4 Ekim 2026 Pazar

 

 BAŞÖRTÜLÜ BACIM

Bacım Fatma Betül Sayan Kaya, anlaşılan o ki şanslı bir bacıdır.

Önce 14 Kasım 2008'de, İstanbul Büyükşehir Belediyesi'ne (İBB) bağlı İSBAK A.Ş.'de Elektrik-Elektronik Mühendisi olarak işe alınmış. İşe başladıktan yaklaşık iki ay sonra, 12 Ocak 2009'da İBB bursuyla ABD'ye eğitime gönderilmiş.

İSBAK A.Ş. tarafından, burs, okul ve diğer eğitim giderleri kapsamında Kaya'ya toplam 85 bin 791 dolar ile 20 bin 289 TL ödeme yapıldığı belirtilmiş.

Kaya'nın, 2015 seçimlerinde İstanbul'dan milletvekili adayı olmak için istifa edene kadar İBB'deki görevinin devam ettiği, ABD'deki eğitimi sırasında da maaşını almaya devam ettiği iddiaları kamuoyuna yansımıştı.

Ne diyelim, gerçekten şanslı bir bacı...

Şimdi gelelim son fon krizine.

Bu kez de yine bacımın adı ön sıralarda geçiyor. Başı kapalı, her tarafı örtülü; ama gözleri fıldır fıldır oynuyor! İşte böylelerine halk arasında “açıkgöz” denir. Her tarafı kapalı, yalnızca gözleri açık... Demek ki o açık gözlerle yatırım dünyasını da iyi takip etmiş!

Ancak burada önce bir kavramı açıklamak gerekiyor: Fon nedir?

Fon, çok sayıda yatırımcının parasının bir araya getirilerek oluşturduğu ortak bir yatırım havuzudur. Bu para; hisse senedi, tahvil, altın ve benzeri çeşitli yatırım araçlarına, belirli kurallar çerçevesinde profesyonel yöneticiler tarafından yatırılır.

Fakat söz konusu işlem, doğrudan hisse senedi alım-satımı ise bunu “fon yatırımı” ile birbirine karıştırmamak gerekir.

İddialara göre Fatma Betül Sayan Kaya, 8 Nisan'da Özata Denizcilik hissesinden 250 bin adet, hisse başına 255 liradan satın alıyor. Bu işlem için yaklaşık 63 milyon 750 bin liralık bir ödeme gerekiyor.

Daha sonra, Eylül ayında bu hisselerin 4 bin 482 liradan satıldığı belirtiliyor. Eğer verilen rakamlar ve işlem tarihleri doğruysa, ortaya oldukça büyük bir kazanç çıkıyor.

Asıl merak edilen soru da burada başlıyor:

Yaklaşık 63 milyon liralık bu sermayenin kaynağı nedir?

Bu paranın nereden geldiği, hangi kaynaktan sağlandığı ve yatırımın nasıl finanse edildiği kamuoyunun bilmek istediği asıl konulardan biridir.

Bir de bacımın, anlaşılan o ki gözünü açık tutan eşi İlyas Efendi var.

İddialara göre o da aynı tarihlerde, aynı şirketin hissesinden 150 bin adet, 255 liradan satın alıyor. Daha sonra bu hisseleri yine 4 bin 482 liradan sattığı belirtiliyor. Böyle bir işlem gerçekleşmişse, satıştan elde edilen tutar yaklaşık 672 milyon 300 bin lira olur. Alış maliyeti ise yaklaşık 38 milyon 250 bin liradır. Aradaki fark, işlem giderleri ve vergiler hesaba katılmadan yaklaşık 634 milyon liradır.

Hisse senetleri düşer, kalkar. Borsada her zaman kazanç garantisi yoktur. Bazen kazanırsınız, bazen kaybedersiniz. Sonuçta yatırım dünyasında risk vardır.

Ama burada insanın aklına başka bir soru geliyor:

Bu kadar yüksek miktardaki hisse, neden tam da bu tarihlerde alındı ve yine neden tam da bu kadar yüksek fiyatlardan satıldı?

Eğer bu işlemler gerçekten gerçekleştiyse, bunların zamanlaması, finansmanın kaynağı ve yapılan işlemlerin niteliği elbette açıklanmaya muhtaçtır.

Yoksa insanın aklına ister istemez şu soru geliyor:

Birileri kulağa bir şeyler mi fısıldadı?

“Alın, sonra satın; fiyat düşmeden elinizden çıkarın” mı denildi?

Bunu bilmiyoruz.

Bildiklerimiz, ancak belgeler ve resmi açıklamalarla ortaya konulabilir.

Ama bacımın başı kapalı, türbanı yerli yerinde; gözleri ise açık...

İşte halk arasındaki deyimle buna da “gözü açıklık” denir.

Benim bacımın başı kapalı olabilir.

Ama mesele başörtüsü değildir.

Mesele, milyonların nasıl kazanıldığıdır.

Baş kapalı olabilir...

Ama hesapların da açık olması gerekir.

İşte bizim istediğimiz de budur:

Başörtüsü değil, hesaplar açık olsun!

Şansınız bol, gözünüz açık olsun!

 

 

BAŞÖRTÜLÜ BACIM

Bacım Fatma Betül Sayan Kaya, anlaşılan o ki hayatı boyunca şansı yaver gidenlerden...

14 Kasım 2008'de İstanbul Büyükşehir Belediyesi'ne bağlı İSBAK A.Ş.'de Elektrik-Elektronik Mühendisi olarak işe giriyor. Daha işe başlayalı iki ay bile olmadan, 12 Ocak 2009'da İBB bursuyla Amerika Birleşik Devletleri'ne eğitime gidiyor.

İSBAK A.Ş.'nin, burs, okul ve diğer eğitim giderleri için Kaya'ya toplam 85 bin 791 dolar ile 20 bin 289 TL ödeme yaptığı belirtiliyor.

Üstelik kamuoyuna yansıyan iddialara göre, ABD'deki eğitimi sırasında İBB'deki maaşını almaya da devam ediyor.

Sonra 2015 seçimlerinde İstanbul'dan milletvekili adayı olmak için İBB'deki görevinden ayrılıyor.

Ne diyelim?

Şanslı bacı!

Ama bizim bacının şansı burada bitmiyor.

Asıl ilginç hikâye şimdi başlıyor.

FON MU, BORSA MI?

Son günlerde gündeme gelen yatırım tartışmalarında yine bacımızın adı geçiyor.

Burada önce bir kavram karmaşasını düzeltelim.

Fon başka şeydir, doğrudan borsada hisse senedi almak başka şeydir.

Fon; birçok yatırımcının parasının bir havuzda toplanarak hisse senedi, tahvil, altın ve benzeri yatırım araçlarına profesyonel yöneticiler aracılığıyla yatırılmasıdır.

Bizim hikâyemizde ise gündeme gelen işlem, anlatıldığı şekliyle doğrudan hisse senedi alım-satımıdır.

Yani mesele yalnızca “fon” meselesi değildir.

Mesele, çok yüksek miktarda bir paranın nereden geldiği, hangi tarihte hangi hisseye yatırıldığı ve bu hisselerin ne zaman satıldığıdır.

İşte asıl soru burada başlıyor.

63 MİLYON LİRA NEREDEN GELDİ?

İddialara göre Fatma Betül Sayan Kaya, 8 Nisan'da Özata Denizcilik hissesinden 250 bin adet satın alıyor.

Hisse başına 255 lira ödendiği kabul edilirse, bunun toplam maliyeti yaklaşık 63 milyon 750 bin lira.

Evet, yanlış okumadınız:

63 milyon 750 bin lira!

Daha sonra bu hisselerin Eylül ayında 4 bin 482 liradan satıldığı ileri sürülüyor.

250 bin hisseyi 4 bin 482 liradan satarsanız, satış tutarı yaklaşık 1 milyar 120 milyon 500 bin lira olur.

Aradaki fark, henüz vergiler ve diğer işlem giderleri hesaba katılmadan, yaklaşık 1 milyar 56 milyon 750 bin lira.

Şimdi insanın aklına ister istemez şu soru geliyor:

Bu 63 milyon 750 bin lira nereden geldi?

İşte meselenin can alıcı noktası burasıdır.

Bu para nereden bulundu?

Bir banka kredisi mi?

Başka bir yatırımın bozulması mı?

Önceden elde edilmiş bir servet mi?

Başka bir finansman kaynağı mı?

Bunların hepsi açıklanabilir.

Ama açıklanması gereken bir şey varsa, o da paranın kaynağıdır.

Çünkü burada sıradan bir vatandaşın birkaç bin liralık yatırımından söz etmiyoruz.

Milyonlarca liradan söz ediyoruz.

BACININ EŞİ DE ŞANSLI!

Hikâye bununla da bitmiyor.

Bacımızın eşi İlyas Efendi'nin de aynı dönemde aynı hisseyle işlem yaptığı ileri sürülüyor.

İddialara göre o da 255 liradan 150 bin adet hisse satın alıyor.

Bunun maliyeti yaklaşık 38 milyon 250 bin lira.

Daha sonra hisselerin 4 bin 482 liradan satıldığı kabul edilirse, satış tutarı yaklaşık 672 milyon 300 bin lira.

Alış maliyeti çıkarıldığında, işlem giderleri ve vergiler hesaba katılmadan yaklaşık 634 milyon 50 bin liralık bir fark ortaya çıkıyor.

Şimdi siz söyleyin:

Bu kadar büyük paralarla yapılan alım ve satımların zamanlaması insanın dikkatini çekmez mi?

Elbette borsa böyle bir yer.

Hisse senedi yükselir de düşer de...

Bugün kazandırır, yarın kaybettirir.

Borsada hiç kimsenin kazancı garanti değildir.

Ama insanın merak ettiği başka bir şey var:

Bu hisseler neden tam o tarihte alındı ve neden yine o tarihlerde satıldı?

GÖZLER KAPALI, AMA...

Bizim bacının başı kapalı.

Türbanı da yerli yerinde.

Ama gözler?

Gözler açık!

Hem de fal taşı gibi açık...

Hani halk arasında bir söz vardır:

“Açıkgöz olmak.”

İşte tam da burada bu deyim insanın aklına geliyor.

Başörtüsü elbette kişinin kendi tercihidir. Kimsenin kılığına, kıyafetine diyecek sözümüz yok.

Bizim derdimiz başörtüsü değil.

Bizim derdimiz paranın kaynağıdır.

Bizim derdimiz zamanlamadır.

Bizim derdimiz milyonlarca liralık işlemlerin nasıl gerçekleştirildiğidir.

Ve en önemlisi:

Bu işlemlerin kamuoyuna açık, anlaşılır ve belgeli biçimde açıklanıp açıklanamayacağıdır.

Çünkü toplumda milyonlarca insan ay sonunu getirmeye çalışırken, birkaç ay içinde yüz milyonlarca liralık kazanç iddiası ortaya çıkıyorsa, elbette insan sorar:

“Bu nasıl oldu?”

Sormak ayıp değildir.

Cevap istemek de suç değildir.

Tam tersine, kamuoyunun bilgi istemesi en doğal hakkıdır.

BİR DE “FISILTI” MESELESİ VAR

Hisse senetleri düşer, kalkar.

Borsa böyledir.

Ama bazı zamanlarda insanın aklına başka ihtimaller de gelir.

Acaba birileri önceden bir şey mi biliyordu?

Acaba birileri bir yerlere bir şeyler mi fısıldadı?

“Alın” mı denildi?

“Satın” mı denildi?

“Şimdi tam zamanı” mı denildi?

Bilmiyoruz.

Ve zaten bilmediğimiz için soruyoruz.

Eğer ortada hiçbir ayrıcalık, hiçbir bilgi sızdırma, hiçbir usulsüzlük yoksa, mesele çok basit:

Belgeler açıklanır, paranın kaynağı açıklanır, işlemlerin nasıl yapıldığı açıklanır ve tartışma biter.

Ama açıklanmadığı zaman sorular çoğalır.

Sorular çoğaldıkça da insanların aklına türlü türlü ihtimaller gelir.

Benim bacımın başı kapalı olabilir.

Ama mesele başörtüsü değildir.

Mesele, milyonların nasıl kazanıldığıdır.

Baş kapalı olabilir...

Ama hesapların da açık olması gerekir.

İşte bizim istediğimiz de budur:

Başörtüsü değil, hesaplar açık olsun!

 

Hiç yorum yok: