Hasan Çerçioğlu Ankara'da yaşayan ve edebiyatla ilgilenen emekli bir inşaat mühendisidir. Yayınlamış olduğu blogu, hayata bakışı hakında kişisel görüşlerini ifade etmektedir.
3 Şubat 2019 Pazar
Hasan ÇERÇİOĞLU NEDEN TÜRKİYE İŞÇİ PARTİSİ? 1965 seçimlerinde birer parti militanı olarak çalışmış, çabalamış, Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne 15 milletvekili sokmayı başarmıştık. Bunlardan birisi de Şaban Erik Malatya milletvekili idi. Türkiye İşçi Partisini aslında 20 Kasım 1966 yılında Malatya İkinci Büyük Kongresinde tanıdım. Kongrede Mehmet Ali Aybar’ın, Behice Boran’ın, Çetin Altan’ın konuşmalarını dinledim. İlk kez işçilerin, köylülerin ezilen sınıfların sorunları konuşuluyordu. İlk kez, emek sermaye çelişkisini duydum. Konuşmalar tam bize göreydi, bize hitap ediliyordu. “İşçiler! Köylüler! Irgatlar! Ameleler! Yoksullar!” bir biri ardına sıralanan çağrılar içimize işliyordu. Kongrede “hâkim üretim biçimi kapitalizmdir; işçi sınıfı öncülüğünde sosyalizme giden bir yol izlenecektir” deniliyordu. Yani ilk kez sınıf mücadelesinden ve sosyalizmden bahsediliyordu. “Sosyalizm” kelimesini ilk kez o büyük kongrede duydum. İlk kez toprak ağalarının egemenliğinden, burjuvaziden, kompradorluktan, az gelişmişlikten bahsediliyordu. İlk kez sömürgecilikten, sömürü ağından bahsediliyordu. Kısacası içinde bulunduğumuz düzen tartışılıyordu. Bizim kurtuluşumuz bu partidedir diyerek, tam anlamıyla o günden sonra Türkiye İşçi Partisi’ne sarıldım. Ondan sonra parti ile ilgili gazeteler, dergiler elime geçtiği zaman okuyor, köylülere de okutuyordum. Artık gözümüz kulağımız TBMM’sinde idi. O dönemden, unutamadığım, zihnimde derinlemesine yer etmiş bir kaç olayı anlatayım: Bunlardan ilki, Çetin Altan’ın üzerine basa basa: “Bu gün 35 milyon metrekare toprağımız Amerikan işgali altındadır” sözleridir. Bu sözcükler o günkü gibi bu gün hala kulağımda çınlamaktadır. Unutamadığım diğer bir olay daha var: ABD nin Vietnam’da işlediği savaş suçlarını yargılamak amacıyla Bertrand Russell’ın “Russell” adıyla anılan özel mahkemenin statüsünün hazırlanması için Mehmet Ali Aybar’ın Londra’ya çağrılmasıydı. Bu denli önemli bir görev için Türkiye’den Mehmet Ali Aybar’ın çağrılması o dönemde çok büyük bir olaydı. Bu olay Türkiye İşçi Partisi’ne büyük bir saygınlık kazandırdı. ABD’nin savaş suçu işlediği sabit görülerek, 1967’de adı geçen mahkemece mahkum edilmesini hiç bir zaman unutmadım. Bugün ABD Afganistan’da, Irak’ta, Suriye’de aynı savaş suçlarını işlediği halde bununla yetinmeyip, Venezuelayı ve beraberinde Latin Amerikayı karıştırarak aynı suçları işlemeye zemin hazırlaması, insanlık adına büyük üzüntü duyuyorum. Russell mahkemesinin önemi ve tarihi ağırlığı bugün tüm güncelliğini hâlâ korumaktadır. Cemal Hakkı Selek’in unutamadığım şu sözleri ile devam edeyim: “ Sosyalizm fakir, fukaraya merhamet duyma mesleği değildir çocuklar! Sosyalizm insanlığın vahşet çağından çıkıp, sahici uygarlığa geçiş aşamasıdır”demişti. Unutmadığım bir şey daha var: O da Türkiye İşçi Partisinin ilk kez, “Türkiye'nin doğusunda Kürt halkı yaşar” tespitiydi. Bu tespitiyle TİP 20 Temmuz 1971 yılında Anayasa Mahkemesi tarafından, bölücülük yaptığı suçlamasıyla kapatıldı. O dönemden sonra hiçbir partiye derinlemesine bir sempati duymadım. 2017 Aralık ayında iki milletvekili Erkan Baş ve Barış Atay ile bir grup arkadaşı tarafından TİP’in yeniden kurulması, hepimiz için yeni bir umudun doğmasına neden olmuştur. Türkiye işçi sınıfının, emperyalizme, kapitalizme, faşizme ve ırkçılığa karşı mücadelesi yeniden başlamıştır. Bugüne dek hiç umudumu yitirmediğim gibi, bugün de geleceğe umutla bakmaktayım. Artık Türkiye İşçi Partisi var. Neden Türkiye İşçi partisi? Diye sorarsanız: Ülkemiz ancak başta anti-emperyalist bir tutum, sosyalist bir program ve işçi sınıfı mücadelesiyle özgürlüğüne kavuşur düşüncesindeyim.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder