“Öküz gibi güçlü olanlar”
Hatta insanlaşmamış hatta öküzlüğünü aşmamış bazı sürü insanlar boynuzdan
yana olanları kendilerine öncü seçer onları lider yapar parlamentoya gönderirler.
İşte o öküzler parlamentoda güç gösterisi yaparlar, önüne gelenleri boynuzlarıyla yerle
bir eder kiminin gözünü şişirir kimini kafasını gözünü yarlar öküzlüklerini
kanıtlarlar. Bunlar insanlığını kanıtlamamış öküzlerdir. Hatta maymunlar liderlik ve erkeklik için
kavga ederler üstün gelenler liderliklerini ilan eder sürünün başına geçerler.
Keçiler de geyikler de öyle yaparlar güçlü olan lider olur. Doğa sürekli
kendini aşar. Tohum aşılanır, daha verimli olur. Hayvan ıslah edilir, daha
dayanıklı hâle gelir. İnsan, ilkel varoluşundan bugünkü karmaşık toplum
düzenine kadar uzun bir yol kat eder. Fakat mesele şu: Tür ilerlerken zihniyet
her zaman ilerlemez.
İnsanlık
teknoloji üretir, şehirler kurar, parlamentolar inşa eder; fakat o binaların
içine bazen hâlâ boyunduruktan kurtulamamış zihniyetler girer. Evrim bedenleri
değiştirmiştir ama bazı ruhlar hâlâ sürü psikolojisinin karanlık çayırlarında
dolaşır.
Anadolu
köyünde öküz, emeğin ve gücün simgesidir. Tarlada işe koşulduğunda üretir,
sabana bağlandığında toprağı berekete hazırlar. Onun gücü anlamlıdır çünkü
yönlendirilmiştir. Fakat aynı güç başıboş kaldığında, önüne geleni deviren bir
hoyratlığa dönüşür.
Sürü
düzeninde sığırlar güçlerini dener, biri üstün gelir, düzen kurulur. Hafızaları
vardır; kime yenildiklerini hatırlarlar. Doğa, güç gösterisini kısa tutar;
düzeni kalıcı kılar.
Ama insan
topluluklarında bazen tam tersi olur.
Bazı
“tosuncuklar”, düşünce üretmeden, ilke geliştirmeden yalnızca omuz genişliğiyle
öne çıkar. En gür sesi çıkaran, en sert bakışı atan, en kaba hamleyi yapan kişi
birden “lider” ilan edilir. Sürü psikolojisi devreye girer: Güçlü görünenin
arkasına dizilmek güvenli sanılır. Boyun eğmek, düşünmekten daha kolaydır.
Dildeki
“öküz gibi güçlü” sözü zamanla bir övgü olmaktan çıkar, bir yönetim biçimine
dönüşür. Güç, aklın yerine geçer. Nezaket zayıflık sayılır. Uzlaşma küçümsenir.
Tartışma, yerini itişmeye bırakır.
Ve sonra o
güçlüler parlamentolara girer.
Orada söz
söylemek yerine homurdanırlar. Argüman üretmek yerine sataşırlar. Yasama
kürsüsü bir düşünce alanı olmaktan çıkar, bir güç gösterisi meydanına döner.
Boynuz metaforu gerçeğe yaklaşır: Birini sözle susturmak yetmez, itibarıyla da
ezmek gerekir. Kiminin sesi kesilir, kiminin onuru zedelenir. Politik alan,
medeni bir tartışma zemini olmaktan çıkıp ilkel bir üstünlük yarışına döner.
Doğada
maymunlar, geyikler, keçiler liderlik için kavga eder. Üstün gelen sürünün
başına geçer. Fakat insan toplumu doğa hâliyle yetinmemek için hukuk icat
etmiştir, etik geliştirmiştir, kurumlar kurmuştur. Eğer bu kurumlar yalnızca
güçlü olanın yumruğunu daha rahat savuracağı platformlara dönüşürse, o zaman
inşa edilen medeniyet yalnızca boyanmış bir ahırdan ibaret kalır.
Asıl trajedi
şudur: Öküz tarlada üretkendir, parlamentoda değil. İnsan ise parlamentoda
üretmek zorundadır: fikir, yasa, çözüm. Eğer bunu yapmıyorsa, evrimsel mesafe
kapanmış demektir.
Güç tek
başına bir değer değildir. Akıl, hafıza ve sorumlulukla birleşmediğinde
yalnızca gürültü üretir. Sürülerin lider seçme içgüdüsü anlaşılabilir; fakat
bilinçli toplumların bunu alışkanlık hâline getirmesi, kendi iradesinden
vazgeçmesi demektir.
İnsanlığın
gerçek sınavı, en güçlü olanı seçmek değil; en ehil, en adil, en akıllı olanı
seçebilmektir. Aksi hâlde şehirler büyür, binalar yükselir, ama zihniyet hâlâ
çayırda boynuz tokuşturur.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder