Ahmet Telli'ye Veda
12 Temmuz
günü Ankara, Temmuz sıcağının kavurucu sarılığına bürünmüştü. TMMOB İnşaat
Mühendisleri Odası'nın Teoman Öztürk Salonu hınca hınç doluydu. O gün yalnızca
bir şairi anmak için değil, bir dönemin vicdanını, umudunu ve direncini
selamlamak için bir araya gelmiştik.
Salona
gelenlerin sayısı o kadar fazlaydı ki içerisi yetmedi; salonun içine
girebilenlerin iki, belki üç katı insan dışarıda kaldı. Anma programı, Ahmet
Telli'nin yaşamına, şiirine ve mücadelesine adanmış büyük bir vefa buluşmasına
dönüştü. Yaklaşık otuz-kırk kişi söz almak için sıraya girmişti. Herkes, Ahmet
Telli'nin kendi hayatında bıraktığı izi anlatıyordu. Benim de onun hakkında
söylemek istediğim birkaç söz vardı.
Ahmet Telli
bir öğretmendi...
Ama yalnızca
ders anlatan bir öğretmen değil; sözü çoğaltan, düşünceyi büyüten, umudu
yeşerten gerçek bir yol göstericiydi.
O, sınıfın
kara tahtasına sığmayan bir sesti. Şiire, hayata ve dirence karışan; insanın
yüreğine dokunan bir ses...
1946 yılında
Eskipazar'da doğdu.
Gazi Eğitim
Enstitüsü'nde dili, edebiyatı ve düşünceyi yoğurdu. Sonra öğrendiklerini
yalnızca kitaplara değil, çocukların gözlerine, gençlerin umutlarına emanet
etti.
Sınıflarda
sadece edebiyat öğretmedi; insan olmanın erdemini, haksızlık karşısında
susmamanın onurunu ve direnmenin anlamını anlattı.
Sonra bu
ülkenin üzerinden 12 Eylül'ün ağır karanlığı geçti.
O karanlık
günlerde susturulmak istendi.
Ama şiir;
demirin, duvarın ve parmaklıkların bilmediği yollardan yürür.
Bu yüzden
susturulamadı.
Çünkü bazı
sözler vardır; ne zincire vurulabilir ne de unutturulabilir.
Şair dediğin
kimdir?
Bir yaprağın
sessiz düşüşünde zamanı hisseden,
bir çocuğun
gülüşünde geleceği gören,
bir
ayrılıkta hem acıyı hem yeniden doğuşu taşıyan insandır.
Şair,
görünmeyeni görünür kılar.
Ve bazı
şairler vardır ki yalnız kendileri için değil, bir halkın yüreği adına
yazarlar.
Ahmet Telli
de onlardan biriydi.
Bir
dizesinde şöyle seslenir:
"Kavgadan
uzak kalmışsan,
Sevdadan da uzaksın demektir."
Çünkü onun
şiirinde sevda da bir kavgadır,
kavga da
sevdanın başka adıdır.
Ve yine der
ki:
"İnsana
en çok şiir yakışır,
Ve en çok yaşamak...
İnsanca, sevdaca, duruca..."
Nazım Hikmet
bir zamanlar, "Söyleyecek çok sözüm vardı..." demişti.
Bu
topraklarda güzel sözler çoğu zaman yarım bırakıldı.
Ama yarım
kalan her söz, başka bir şairin yüreğinde yeniden filizlendi.
Ahmet
Telli...
Bir
şiirinde, "Sen gidince bu kent yıkılır." demiştin.
Bugün senin
ardından biz söylüyoruz:
Belki bir
kent yıkılmadı...
Ama
edebiyatın koca çınarından güçlü bir dal koptu.
Bir ses
eksildi.
Bir nefes
sustu.
Bir rüzgâr
dindi.
Ve içimizde
biraz daha çoğaldı yalnızlık.
Yine de
biliyoruz ki...
Şiir ölmez.
Şairler de
gerçekten ölmez.
Onlar
dizelerinde yaşamaya devam ederler.
Sen artık
kitaplarının sayfalarında,
ezberlenen
dizelerinde,
özgürlüğü
düşleyen gençlerin yüreğinde,
adaleti
arayan insanların sesinde yaşayacaksın.
Hoşça kal
büyük şair...
Geride
bıraktığın yalnızca şiirler değil;
onurlu bir
yaşamın, dimdik duran bir insanın ve hiç sönmeyecek bir umudun hatırasıdır.
Seni unutmayacağız.
Saygıyla,
sevgiyle ve özlemle...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder