12 Temmuz 2026 Pazar

 

Ahmet Telli'ye Veda

12 Temmuz günü Ankara, Temmuz sıcağının kavurucu sarılığına bürünmüştü. TMMOB İnşaat Mühendisleri Odası'nın Teoman Öztürk Salonu hınca hınç doluydu. O gün yalnızca bir şairi anmak için değil, bir dönemin vicdanını, umudunu ve direncini selamlamak için bir araya gelmiştik.

Salona gelenlerin sayısı o kadar fazlaydı ki içerisi yetmedi; salonun içine girebilenlerin iki, belki üç katı insan dışarıda kaldı. Anma programı, Ahmet Telli'nin yaşamına, şiirine ve mücadelesine adanmış büyük bir vefa buluşmasına dönüştü. Yaklaşık otuz-kırk kişi söz almak için sıraya girmişti. Herkes, Ahmet Telli'nin kendi hayatında bıraktığı izi anlatıyordu. Benim de onun hakkında söylemek istediğim birkaç söz vardı.

Ahmet Telli bir öğretmendi...

Ama yalnızca ders anlatan bir öğretmen değil; sözü çoğaltan, düşünceyi büyüten, umudu yeşerten gerçek bir yol göstericiydi.

O, sınıfın kara tahtasına sığmayan bir sesti. Şiire, hayata ve dirence karışan; insanın yüreğine dokunan bir ses...

1946 yılında Eskipazar'da doğdu.

Gazi Eğitim Enstitüsü'nde dili, edebiyatı ve düşünceyi yoğurdu. Sonra öğrendiklerini yalnızca kitaplara değil, çocukların gözlerine, gençlerin umutlarına emanet etti.

Sınıflarda sadece edebiyat öğretmedi; insan olmanın erdemini, haksızlık karşısında susmamanın onurunu ve direnmenin anlamını anlattı.

Sonra bu ülkenin üzerinden 12 Eylül'ün ağır karanlığı geçti.

O karanlık günlerde susturulmak istendi.

Ama şiir; demirin, duvarın ve parmaklıkların bilmediği yollardan yürür.

Bu yüzden susturulamadı.

Çünkü bazı sözler vardır; ne zincire vurulabilir ne de unutturulabilir.

Şair dediğin kimdir?

Bir yaprağın sessiz düşüşünde zamanı hisseden,

bir çocuğun gülüşünde geleceği gören,

bir ayrılıkta hem acıyı hem yeniden doğuşu taşıyan insandır.

Şair, görünmeyeni görünür kılar.

Ve bazı şairler vardır ki yalnız kendileri için değil, bir halkın yüreği adına yazarlar.

Ahmet Telli de onlardan biriydi.

Bir dizesinde şöyle seslenir:

"Kavgadan uzak kalmışsan,
Sevdadan da uzaksın demektir."

Çünkü onun şiirinde sevda da bir kavgadır,

kavga da sevdanın başka adıdır.

Ve yine der ki:

"İnsana en çok şiir yakışır,
Ve en çok yaşamak...
İnsanca, sevdaca, duruca..."

Nazım Hikmet bir zamanlar, "Söyleyecek çok sözüm vardı..." demişti.

Bu topraklarda güzel sözler çoğu zaman yarım bırakıldı.

Ama yarım kalan her söz, başka bir şairin yüreğinde yeniden filizlendi.

Ahmet Telli...

Bir şiirinde, "Sen gidince bu kent yıkılır." demiştin.

Bugün senin ardından biz söylüyoruz:

Belki bir kent yıkılmadı...

Ama edebiyatın koca çınarından güçlü bir dal koptu.

Bir ses eksildi.

Bir nefes sustu.

Bir rüzgâr dindi.

Ve içimizde biraz daha çoğaldı yalnızlık.

Yine de biliyoruz ki...

Şiir ölmez.

Şairler de gerçekten ölmez.

Onlar dizelerinde yaşamaya devam ederler.

Sen artık kitaplarının sayfalarında,

ezberlenen dizelerinde,

özgürlüğü düşleyen gençlerin yüreğinde,

adaleti arayan insanların sesinde yaşayacaksın.

Hoşça kal büyük şair...

Geride bıraktığın yalnızca şiirler değil;

onurlu bir yaşamın, dimdik duran bir insanın ve hiç sönmeyecek bir umudun hatırasıdır.

Seni unutmayacağız.

Saygıyla, sevgiyle ve özlemle...

 

 

 

 

 

Hiç yorum yok: