DISTOYEVSKİ DE ACI BİR GERÇEK
Ölüm Cezası Kaldırıldıktan Sonra Dostoyevski: Hayatın
Anlamı Üzerine
"İnsanlar arasında insan
kalabilmek, şartlar ne olursa olsun umutsuzluğa kapılmamak ve cesaretini
yitirmemek – işte hayat bundan ibarettir, hayatın yegâne görevi budur."
“Çok çalışmak istiyorum,” diyen genç Fyodor
Dostoyevski (1821-1881) yazarlık kariyerine adım atma isteğini göz önünde
bulundurarak durumu iyi olmayan annesine ona kitap alması için yalvarırdı.
Yirmi yedi yaşındayken Çar rejimi tarafından tehlikeli kabul edilen kitapları
toplayan edebiyat grubuna dahil olduğu için tutuklandı. Ölüme mahkûm edildi. 22
Aralık 1849’da kitlelere bir uyarı olsun diye idam edilmek için bir grup başka
mahkûmla Saint Petersburg'daki halk meydanına götürüldü. Ölüm cezaları okundu,
idam kıyafetleri giydirildi ve haçı öpmelerine izin verildi. İnfazın
gerçekleştirileceği kazıkların önünde doğru üçer üçer sıraya girdiler. Altıncı
sırada olan Dostoyevski bu dakikaların, yaşadığı son anlar olduğunun
farkındaydı.
Son anda Çar’ın hayatlarını bağışladığını belirten bir
duyuru yapıldı. Bütün gösteri, yardımsever bir yönetici olduğunu göstermek
isteyen Çar’ın elinden çıkmıştı. Gerçek ceza şuydu: Dostoyevski dört yılını
Sibirya çalışma kampında geçirecekti, ardından Çar silahlı kuvvetlerinde birkaç
yıl zorunlu askerlik yapacaktı. Eline kalemi tekrar alıp yazarlık hayalinin
peşinden gitmeye devam ettiğinde kırk yaşındaydı. Yine de ölümün pençesinden
kurtulan Dostoyevski’nin üstünden yük kalkmıştı. Dostoyevski önceden planlanmış
“infaz” sonrası kardeşi Mikhail’e durumu ve nasıl rahatladığını anlatmak için
mektup yazdı:
“Kardeşim! Umutsuz değilim ve cesaretimi kaybetmedim.
Hayat her yerde, içimizde, dışarıda. Yanımda daima insanlar olacak ve insanlar
arasında insan kalabilmek, şartlar ne olursa olsun umutsuzluğa kapılmamak ve
cesaretini yitirmemek – işte hayat bundan ibarettir, hayatın yegâne görevi
budur. İşte bunu anladım. Bu düşünce kanıma girdi. Yaratan, sanat ruhunu
yaşatan, ruhun yüksek beklentilerine alışan o kafa omuzlarımdan çoktan kesildi.
Ama kalpte kalan onun gibi seviyor, acı çekiyor, başkalarına acıyor ve
hatırlıyor – işte bu da hayat!”
Yine de varlığının canlandıran gücü – yazar kimliği –
onu çaresizliğin derinliklerine çekiyor: “Kalemi elime yeniden alabilecek
miyim? Yazamazsam yok olacağım. Elimde kalem olmayacağına on beş yıl hapis
yatarım daha iyi.” Ne var ki umudunu geri kazanıp hayatta olduğu için
şükrediyor ve mektup şöyle devam ediyor:
“Cesaretimi kaybetmedim, unutma ki umut beni terk
etmedi. Bugün ölümün kapısında durduktan sonra bir saatin dörtte üçü boyunca bu
düşünceyle yaşadım ve şimdi tekrar hayattayım!”
Daha sonra insanların haklı olma takıntısı ortadan
kalkınca iyi yürekli kişilerin arasında sevginin hüküm süreceğini belirtiyor:
“Eğer biri beni kötülükle anarsa ve biriyle
tartıştıysam, onda kötü bir izlenim bıraktıysam ona bunları unutmasını söyle.
Ona kin gütmüyorum, şu anda geçmişime ait birini sevmek ve ona sarılmak
istiyorum …. Geçmişe baktığımda ve boşuna ne kadar zaman harcadığımı, ne
kadarının yanılsamalar, yanlışlar ve tembellik içinde kaybolduğunu
düşündüğümde, zamana gereken değeri vermediğimi, kalbim ve ruhuma karşı günah
işlediğimi gördüğümde kalbim acı çekiyor. Hayat bir hediye, hayat bir mutluluk,
her anı sonsuz mutluluk olabilirdi. Si jeunesse savait! [Eğer gençlik
bilseydi!]”
Oscar Wilde’ın değişimin verdiği acı üzerine
yazmasından yarım yüzyıl önce Dostoyevski bu muhteşem mektubu yazdı:
“Şimdi hayatımı değiştiriyorum yeni bir hayata doğuyorum.
Kardeşim! Sana yemin ederim ki umudumu asla yitirmeyeceğim, kalbim ve ruhumun
saflığını koruyacağım. Daha iyi olmak için tekrar doğacağım. Bu benim bütün
umudum, bütün tesellim. Kazamatta geçen zamanım bana saflıktan uzak olan
ihtiyaçlardan uzak durmayı öğretti. Bu olaydan önce kendime pek bakmıyordum.
Yoksunluklar beni hiç sıkıntıya sokmuyor, maddi zorlukların beni öldüreceğinden
korkma.”
Dostoyevski’nin ünlü eserleri Yeraltından Notlar,
Suç ve Ceza ve özellikle Karamazov Kardeşler bu mektupta yer alan
düşünceleri yansıtıyor. Kötülüğün her yerde hüküm sürmesine rağmen insanların
ve hayatın iyi taraflarını görebilmek, Dostoyevski’nin ölümle yüz yüze
kaldıktan sonra kazandığı bir yetenekti.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder